BİZ SOĞANI BİLE BÖLÜŞÜRÜZ EMMOĞLU! / S.Burhanettin AKBAŞ

Süleyman Demirel başbakan... Adana ya bir açılışa gelmiş. Bir halk ozanı başbakana "hoş geldiniz" nakaratlı bir deyiş söylüyor. Başbakan hazırlıklı gelmiş. Hemen cebinden bir küçük altını çıkarıp halk ozanının döşüne iliştiriyor. Lakin ötede bir de davul zurnacı var ki... ortalığı yıkıyorlar. Başbakanın verdiği bahşişi de gördüler ya... Onları kimse tutamıyor. Başbakan, koruma müdürü Şükrü Çukurlu yu yanına çağıyor ve 20 lira veriyor. 10 lirasını davulcuya ver, 10 lirasını da zurnacıya diyor. O vakitler bir küçük altın da 10 lira falanmış. Şükrü Çukurlu gidiyor, davulcunun cebine 20 lirayı koyuyor. Demirel bu durumu görüp Çukurlu yu tekrar yanına çağırıyor.

-Yanlış yaptın, şimdi bunlar parayı bölüşemezler. On lirasını al zurnacıya ver diyor. Çukurlu da davulcunun yanına varıp cebinden 20 lirayı alıyor. O sırada davulcu, Çukurlu ya soruyor:
-Ne yapıyorsun Emmoğlu? Çukurlu:
- Bahşişin hepsi sana değil. Başbakan bahşişi bölüştürmemi istedi. Davulcu diyor ki Çukurlu ya: -Başbakanına söyle, bizi Meclis tekilerle karıştırmasın. Biz bir baş soğanı bile bölüşmeden yemeyiz emmoğlu
Aziz milletimizin milli hasletidir. Biz ekmeğimizi, soğanımızı, katığımızı bölüşürüz.
Emir Kalkan Ağabeyin anlattığı bu fıkrayı ben  çok beğendim.

Nice krizleri, nice çaresizlikleri nasıl atlatıyoruz ki?... Hep bölüşerek…

Şimdi kentlere dolduk, kentlerde aslında bu ekonomik güçle geçinmemiz imkansız.

Ne yapıyoruz? Ne mi yapıyoruz?

Sabahları şu şehre giren araçlara bir bakın. Otobüslere, dolmuşlara, taksilere…

Biz köyde ve kasabada ürettiklerimizi araçlara dolduruyoruz ve kentte de yiyoruz.

Yoksa kentin bizi taşıyacak hali yok.

Bu kadar asgari ücretli neyle geçinir, bu kadar işsiz nasıl karnını doyurur yoksa?

Şu mübarek toprak olmasa duman oluruz.

Buğdayımız, arpamız; cevizimiz, elmamız olmasa; üzümümüz, fasulyemiz, domatesimiz, karpuzumuz olmasa biz ne yer ne içeriz.

Köyden, kasabadan unumuz bulgurumuzu doldurmazsak; salçamızı orada kaynatmazsak kışın ne yaparız.

Köyden kasabadan araçlara dolduruluyor, şehre taşınıyor. Şu büyük oğlanın, şu ortanca kızın hesabı ev ev dağıtılıyor.

Yani biz bölüşmeyi biliyoruz emmoğlu!

Biz bir büyük sininin etrafında büyüdük.

Aynı tastan yemek yerken ekmeğimizi de soğanımızı da bölüştük.

Varlığı da biliriz yokluğu da…

Lakin, eğer bizden sonra böyle büyük krizler olursa, bu çocuklar ne yapar onu bilemem.

Onlar bölüşmeyi öğrenmediler.

Büyük evlerde büyümediler.

Aynı sininin etrafına oturmadılar.

Ne ekmeği bölüşmeyi bilirler, ne soğanı… Kayıran Allah onları kayırsın… Rabbim onlara yokluk göstermesin.

2001’de kriz oldu. Arjantin’de insanlar sokağa döküldü, marketleri, dükkanları yağmaladılar. Türkiye’de böyle olaylar olmadı. Halbuki biz onlardan daha beterdik. Bir dilim ekmeği bölüştük, dertlerimizi bağrımıza taş basar gibi bastık. Ser verdik sır vermedik. Şimdi de öyle değil miyiz? Gencecik insanlar işsiz kalıyor da bir dilim ekmeği, bir baş soğanı bölüşüp yiyoruz.

Kazanımızda dert mi kaynıyor, et mi kaynıyor, kimsenin bildiği bir şey yok.

Biz soğanı da bölüşür yeriz emmoğlu!

Yeter ki halden anlayan insan bulunsun!

Bizim millet böyle asil, böyle yüce deyip de soframızdan her gün bir şeyler aşırmasınlar.

Güçleri yetiyorsa, bizlere inanıp güveniyorlarsa… Buyursunlar…

Soframızı Halil İbrahim sofrası yapsınlar da görelim.
0