ANNE VE BABALAR İÇİN DE KARNE OLMALI…/ S.Burhanettin AKBAŞ

Daha öğretmen bile değiliz o vakitler. Edebiyat fakültesinde son sınıf öğrencisiyiz ve okullarda staj yapıyoruz. Bizden Milli Eğitimdeki rehber öğretmenimiz nezaretinde öğrencileri yazılı  yapmamız istendi. Çok heyecanlıydık. Çalıştık, didindik, sorular hazırlayıp rehber öğretmene verdik. Öğretmen de bazı soruları beğendi, aldı; bazılarını da eledi falan.
Öğrencileri yazılı yapmıştık ve yazılı kağıtlarını okumanın heyecanını yaşayacaktık. O kağıtları en ince ayrıntısına kadar okuyup değerlendirecektik. Kılı kırk yaracaktık yani. Neyse… Bize de üniversitedeki hocamız not verecek, onun telaşı da bizleri sarıyordu. Bir gün üniversitedeki eğitim bilimci hocaya sorduk:
-Hocam, bize hangi kriterlere göre not vereceksiniz?
Hoca:
-Hayırdır, niye sordunuz?

Biz:
-Hani hocam okula falan gelmediniz, bizi derste görmediniz de…
Hoca, yarım bir gülüşle: “Gerek yok” dedi.
Sonra da devam etti:
-Siz öğrencilerinize kaç verirseniz ben de size onu vereceğim, dedi.
Biz, itiraz ettik.
-Ama hocam, öğrenciler dersleri ciddiye almıyorlar, gerekli çalışmayı göstermediler.
Hoca:
-Onlara söylediğiniz bütün sözleri ben size söylenmiş kabul ediyorum.
Anneciğim, ne gıcık iş… Hoca, ders verdiğimiz öğrencilerle bizi aynı terazide tartıyor ve aynı takımın elemanı sayıyordu.
Biz bunu dillendirecek olduk, adam hışımla üstümüze geldi:
-Öğrencilerinizle aynı takımın elemanı olmayacaksanız, bu işi şimdi bırakın gidin, asla öğretmen olmayın.
Deli midir nedir dedik o vakitler ama bize pabucun pahalı olduğunu gösterdi.     
Sonra yaptığımız yazılıların ortalamalarını okuldaki öğretmenden alıp bize staj puanı olarak verdi.  Kimimiz 47, kimimiz 68, kimimiz 73 gibi staj puanları aldık.
Öğrencilere verdiğimiz notlar kendimize verdiğimiz notlara dönüşmüştü.
O zaman tam anlamadım belki ama zamanla ne demek istediğini anladım.
Şimdi ne zaman öğrencilerini şikayet eden bir öğretmen görsem, aklıma o deli dolu adam gelir.
-Öğrenciler tembel, ders çalışmıyorlar, zamanı boşa harcıyorlar.
Ben de içimden gülerim:
-Sevgili öğretmenim kendine tembel dedi, zamanını boşa harcadığını söylüyor.
Ya anne ve babalar?
Aslına bakarsanız onlara da birer karne lazım diyeceksiniz değil  mi?
Gerek yok ki…
Bu karneler, aynı zamanda anne ve babaların karneleridir.
O yüzden kimse başını kuma gömmesin bence.
Bu karne öncelikle öğretmenlerin karnesidir.
Bu karne aynı zamanda anne ve babaların karnesidir.
Bu karne okulun ve okul müdürünün de karnesidir.
Bu karne Milli Eğitim Bakanının da müsteşarının da karnesidir.
Bu karne en son olarak üzerinde adı ve soyadı yazan öğrencinin karnesidir.
Yani şunu açıkça söylüyoruz:
Bu çocuklar bizim çocuklarımız… Onların başarıları bizim olduğu gibi, başarısızlıkları, tembellikleri, haylazlıkları, şımarıklıkları da bizimdir.
O yüzden karne ayna gibidir. O karneye kim bakarsa onun notunu gösterir.
Bu çocuklarla başarılı ya da başarısız olduklarında değil, her zaman konuşun… Diyalog kapısını asla kapamayın. Onların bizden başka dayanakları var mı, bizim onlardan başka kimimiz var Allah aşkına?
0