KAYSERİ’DE ZEYNEL ABİDİN TÜRBESİ, HANGİ ZEYNEL ABİDİN’E AİTTİR?

Kayseri'nin 10 bin tirajlı tek dergisi MARKA DERGİSİ'nin ikinci sayısının kapağına taşıdığı yazımı okumanızı tavsiye ederim.





KAYSERİ’DE ZEYNEL ABİDİN TÜRBESİ, HANGİ ZEYNEL ABİDİN’E AİTTİR?
Bilim insanları, araştırmacılar ve tarihçiler arasında görüş farklılıkları var. Kimileri bu türbenin Hz.Peygamberin soyundan gelen Zeynel Abidin Ali er-Rufâî el-Kayseranî’ye ait olduğunu söylerken, kimileri de kendi adına devlet kuran Kadı Burhaneddin’in oğlu Zeynel Abidin’e (Alaaddin Ali) ait olduğunu ifade ediyorlar.
Kayseri’de şehir merkezinde 19. Yüzyıl Avrupa Mimarisinin uzantısı bir türbe vardır. 1886 yılında yapılan bu türbe Zeynel Abidin adınadır ve eski Osmanlı ve Selçuklu mimarisini andıran bir tarzı yoktur. Aynı dönemde yapılmış, Seyit Burhanettin Türbesi ve Hunat Camii Kubbesi de aynı dönemin eseridir ve 19. Yüzyıl Avrupa mimarisinin ciddi bir şekilde izlerini taşır. Önceden burada daha eski bir türbenin var olduğunu ise tarihi belgeler ortaya koymaktadır. Başbakanlık Devlet Arşivleri’nde yer alan belgelerde yer alan bilgilere göre mevcut türbenin inşasından önce burada yine bir türbe bulunmaktaydı. Belgede, Boyacı Üstad Abdi isimli kişinin Zeynel Abidin’in türbesini tamir ettirdiği ve civarına bir cami inşa ederek bazı emlak ve akarını da türbenin tamirine ve inşa edilen caminin görevlilerine vakfettiği kaydedilmiştir. Bu kayıt esas alındığında eski türbenin varlığını ispat eden kayıt 1544 yılına aittir ve bu tarihte eski türbenin tamir gördüğünü biliyoruz. Demek ki türbe, 1886 yılında ya yıkılmış olduğundan ya da tamir göremeyecek kadar hasarlı olduğundan Sultan Abdülhamid Han devrinde yeniden inşa ettirilmiş.
Araştırmacılar, tarihçiler ve bilim insanları ise Kayseri’deki Zeynel Abidin Türbesinin kime ait olduğu konusunda farklı görüşler dile getiriyorlar. Çünkü Peygamber soyundan gelen ve Rufai Tarikatının önde gelen isimlerinden olan, 1414 yılında Kayseri’de vefat etmiş olan  Zeynelâbidîn er-Rufâî el Kayserânî ile 1442 yılında Kayseri’de vefat eden Kadı Burhaneddin’in oğlu Zeynel Abidin’in (Alaaddin Ali) aynı isimleri taşıyor olmaları bu karışıklığın en büyük sebebi olarak gözüküyor.
1996 yılında Erciyes Üniversitesi Kayseri ve Yöresi Tarih Seminerinde bir bildiri sunan Sadi Bayram, Zeynelâbidîn er-Rufâî el Kayserânî ve Anadolu’daki ilk Rufâî’ler hakkında bilgiler sunmaktadır ve bu türbenin Peygamber soyundan gelen bu zâta ait olduğunu ifade etmektedir. Kadı Burhaneddin’in oğlu Zeynel Abidin ile ilgili herhangi bir detay paylaşmayan yazar, bildirisinin başlığındaki ifadeye uygun olarak “yeni hipotezler” ortaya koymaktadır. Kayserili tarihçi Halit Erkiletlioğlu ise “İki Zeynel Abidin” başlıklı makalesinde bu karışıklığa dikkat çekerek iki Zeynel Abidin hakkında bilgiler sunarak işe başlamıştır:
1.Zeynelâbidîn er-Rufâî el Kayserânî KİMDİR?
“Bu ismi taşıyan Zeynelâbidin’lerden birincisi “Es Seyyid Ali Zeynelâbidin el Kayserâni” adıyla anılan ve 29. karında Fâtimetü’z Zehra’yla birleşen bir silsile yakıştırılan zattır. Annesi Es-Seyyid İzzeddin Hasan-ı Rufâ-î’nin kızı Veliyyetullâh Hatun’dur . Başka bir kaynağa göre de annesinin adı Şerife Sâdi Hatun’dur. Babası ise Es-Seyyid Ahmed-i Rüfâ’î nin kızı Zeyneb Hatun’un oğlu Es-Seyyid Ahmed Şemseddin’dir.Ahmed Şemseddin, Medine’nin nakîbî ve taliblerin reisi idi. 
Zeynelâbidin, 1349 tarihinde Medine’de Rasas mahallesinde doğmuştur. Medine’deki ilim adamlarından maddî ve manevî ilim tahsil eden Zeynelâbidin babasının 1369 yılında vefat etmesi üzerine halkı aydınlatmak üzere bir çok memleketler gezmiş nihayet Anadolu’ya gelerek 1397 yılında Kayseri’ ye yerleşmiştir .Kayseri halkı tarafından çok beğenilen ve bu sevgi halkasına karşılık kendisinin de Kayseri’yi çok sevdiği ve buraya yerleştiği ifade edilmektedir. Kayseri’de çok hürmet gösterilen bu şahıs için bir tekke tahsis edildiği ve bir de ev yaptırılarak burada sohbetlerine devam ettiği bildirilmiştir. 
Zeynelâbidin, Seyyid Ahmed Burhaneddin’in kızı Şerife Fatma ile evlenmiş, bu evlilikten Ahmed, Mûsa ve Eyyüb isminde üç oğlu olmuştur.1414 yılında Kayseri’de vefat etmiş, cenazesi Rufâî Tekkesi yakınındaki mezarlığa defnedilmiştir. Bu mezarlık şehrin kuzey kısmında, dış kale burcu civarında ve şehir dışında idi.
Bu Zeynelâbidin’le ilgili bilgiler, daha ziyade Mevlevî Şeyhi Ahmed Remzi Dede (Ölm: 1944)’nin “Bergüzar” isimli eserindeki sekiz bölümlük “Mirat-ı Zeynelâbidin” isimli manzumesinden alınmıştır. Mirât-ı Zeynelâbidin de, doğumu,Kayseriye gelişi, buradaki hayatı ve ölüm tarihi ile ilgili geniş bilgi vardır.
Ayrıca Zeynelâbidin’in torunlarından Üsküdar’lı Ebû Bekir Hilmi Efendi’nin oğlu Seyyid Esad el Medenî (1050-1116) nın “Müselsilü Esad el Medenî” isimli “Esad el Medeni’nin soy ağacı” isimli kitabında Zeynelâbidin hakkında bilgileri verilmiş ancak bu bilgilerde ki verilen soy silsilesi bütün tarikatlarda olduğu gibi tarikat şeyhlerinin silsilesi olup, yine her tarikattaki gibi Hz.Ali’ye bağlanmıştır.”
Görüldüğü üzere Halit Erkiletlioğlu, Sadi Bayram’ın dayandığı soy ağacı mantığını tarihi bir belge olarak kabul etmez, çünkü, Anadolu’da birçok tarikat şeceresi böyledir, hatta birçok aile şeceresinde dahi bir gelenek halinde Hz.Ali’ye kadar uzanma alışkanlığı vardır.  Ayrıca bugün Malatya ve Mardin Nusaybin’de bulunan diğer Zeynel Abidin Türbelerinin ve Vakıflarının bulunuşu ile Kayseri’deki Zeynel Abidin Türbesinin ilgisi şu an için izah edilebilecek bir durumla karşı karşıya olmadığımızın bir göstergesidir.
1886 yılında yapıldığına işaret ettiğimiz bugünkü türbenin üzerindeki kasidede türbede yatan kişinin peygamber soyundan geldiğine ilişkin açık ibareler ise dikkat çekicidir. O tarihlerde Kayseri Kadısı olan ve Edirne Müftüsü unvanıyla meşhur Mehmed Fevzi Efendi’nin yazdığı kaside şöyledir:
Hazretü’l-Gâzi Hamid Han, diyânet perverîn
Mâlikü’l-Mülk, mülkünü ma’mur buyursun tâ kıyam,

Ömrünü, ikbâlini, hem şevket ü iclâlini
An-beân müzdâd ü mevhur ede hayyü lâ yenâm

Çün üstüne hep türbe-i sâdât ile mâbedleri,
Kıldı i’mârât ü tezyînât ile Dârü’s-Selâm

İşte bak bu türbe-i pür zeyn, Zeynelâbidin
Emr u fermân-ı şerîfi ile buldu hoş hitam,

Ola dâreynde muîni hem şefîi ol şehin,
Cedd-i pâki hazret-i dost-ı Hudâ hayru’l-Enâm.

Hâmeden dû katre düşdü Fevzî târih yazmaya,
Kabri Zeynelâbidîn cennet gibi a’lâ makam



Kitâbeyi bugünkü Türkçeye Ali Rıza karabulut şöyle aktarmıştır:

Dinine ve diyânetine bağlı Gazi Abdülhâmid Han Hz.lerinin devletini, yüce Allah, kıyamete kadar devamlı kılsın.
Ulu Tanrı; onun ömrünü, padişahlığını, ululuğunu ve yüceliğini her zaman arttırıp çoğaltsın.
Çünkü o, büyük zâtların kabirleri üstüne türbeler ve ibâdet için camiler yaptırmakla memleketi süsledi, Bağdat’a ve Medine’ye benzetti
İşte Zeynelâbidîn Türbesi de O’nun em-ü fermanıyla yapılıp süslendi ve çok güzel bir şekilde tamamlandı.
Zeynelâbidîn’in büyük dedesi ve bütün insanların Efendisi olan Hz. Muhammed, dünya ve ahrette ve pâdişâhın yardımcısı ve şefaatçisi olsun.


Ey Fevzi ! Bu türbenin yapılışına tarih düşürmek için kaleminden iki damla mürekkep düşerek : ‘’ Zeynelâbidîn’in kabri cennet gibi yüce makamdır ‘’ diye yazdı.
7 Recep 1303 H. /12 04.1886 M.
Bu şiirin sondan bir önceki beyiti, devrin inanışını da bize yansıtması açısından önemlidir. Burada açık bir şekilde burada yatan Zeynel Abidin’in Hz.Peygamberin soyundan geldiği “Zeynelabidin’in büyük dedesi ve bütün insanların efendisi olan Hz. Muhammed…” sözleriyle açıkça dile getirilmektedir. Türbede yer alan diğer bir kitabede ise Hz.Peygamberin soyuyla açıkça ilişkilendirilmiş satırlara rastlanmaktadır:

Kitabe Metni

Şehinşah-ı risalet bais-i sername-i hilkat
Nebiy-yi nur-ı vahdet mültecayı cümle mahlûkat
Hususa bunda zahir oldu Zeynelabidin nur-ı
İmamü’l- müslimin hem kutbü'l- a’zam fahr-ı mevlüdat
Huda-yı azam ü Hallâk olmuşken sana âşık
Seza olmaz mı Ehl-i Beyt’in olsa nur-ı mahsusat
Bihar-ı rahmetinden katre olmuşdur şefaat-saz
Kul oldu babına her demde her bir ferd-ü makdurat
Meleklerle felekler can verir bir kere takbile
Gubar hak-i payin sürmeyi her çeşm-i meşhudat
Resul-i mücteba ve Rahmetillil âleminü’l-hak
İmamü’l-enbiya ve Seyyidü’s-sadat-ı mevcudat
Bu bab’a yüz sürüb kıl iltica nur-ı tazarru’la
Olur, cümle maasi senden elbet mahv u mevhumat
Anlamı:
Peygamberlerin şahının şahı, yaratışın baş sebebi
Birlik ışığının peygamberi, cümle yaratılanların sığındığı yer
Özellikle bu eserde Zeynel Abidin’in ışığı göründü.
O hem Müslümanların imamı idi, Hem de muayyen bir zamanda doğanların merkezi idi.
Büyük ve var eden Allah’ım sana âşık oldum.
Uygun olmaz mı peygamberin akrabası senin nurundan olsa
Senin şefaatin rahmet denizinden bir damladır
Yaratılan her bir fert bir anda kapında kul oldu
Melekler ve bütün senin etrafında dönenler, bir öpüş için canlarını verdiler
Ama her bilinen göz ayak toprağının tozuna sürülmez.
Âlemlerin Rabbi, seçkin peygamberi için rahmetini esirgemez
O (Zeynel Abidin) Peygamberlerin önderinin ve Hazreti Hasan’ın soyundan gelmiştir.
Bu kapıya yüz sürüp, yalvararak O nur’a katıl
Cümle günahlar ve kuruntular senden uzaklaşır.
”O, Peygamberler önderinin ve Hazreti Hasan’ın soyundan gelmiştir.” (İmamü’l-enbiya ve Seyyidü’s-sadat-ı mevcudat) ifadesi türbenin yapıldığı dönemdeki inanışı açıkça ortaya koymaktadır.
Türbenin yapılışını anlatan kitabe ise devrin padişahı Abdülhamid Han’a övgüler içerirken burada ayrıca Zeynel Abidin’i anlatan satırlara rastlanmaz.
Hazretü’l-gazi Hamid Han diyanet-i perverin
 Malikü’l-mülk mülkünü mamur buyursun ta kıyam
Ömrünü ikbalini hem şevket ü iclalini
An be an müzdad ve mevfur ide Hayyu’l-inam
Çün o şah hep türbe-i saadetle mabedleri
Kıldı imarat ve tezyinatla dâr-üs-selâm
İşte bak bu türbeyi pir-ü zeyni Zeynel Abidin
Emr-ü ferman şerifi ile buldu hoş hitam
Ola darında hem muini hem şefi’ ol şehin
Ceddi paki hazreti dost Hüda hayrü’l-inam
Fevzi gaibden iki zat çıkdı yazdı tarihin
Kabri Zeynel Abidin cennet gibi i’lâ makam
Maşallah / 7 Rebi‘ü’l-âhir sene 1303 harrerehu Mehmedü’l-Hilmi bin Zilelizade
Anlamı:
Dine ve diyanete bağlı Gazi Abdülhamid Han hazretlerinin mülkünü Allah kıyamete kadar mamur etsin
Nimetleri veren Allah ömrünü, bahtını, padişahlığını, yüceliğini her daim artırsın çoğaltsın
Çünkü o padişah türbe ve mabedleri mutlulukla cennet gibi süsleyerek imar etti
İşte Zeynel Abidin’in türbesi de onun emri ile güzelce tamamlandı
Temiz soylu, Allah dostu, varlıkların hayırlısı, dar gününde o padişaha yardımcı olsun
Fevzi yazdı tarihi, Zeynel Abidin’in kabri cennet gibi ulu bir makamdı
Allah Korusun, 13 Ocak 1886, yazan Zilelizade oğlu Mehmed Hilmi.
Bu kitabeyi de devrin Kayseri Kadısı ve aynı zamanda şair olan Mehmed Fevzi Efendi’nin kaleme aldığı, Zilelizade Mehmed Hilmi Bey’in de mermer üzerine nakşettiği anlaşılıyor.
2. KADI BURHANEDDİN’İN OĞLU ZEYNEL ABİDİN KİMDİR?
“İkinci Zeynelâbidin ise, dedesi, babası ve kendisi Kayseri Kadısı olan sonra da Eretna devletine son vererek “Kadı Burhaneddin Devleti” adı ile kendi devletini kuran Kadı Burhaneddin Ahmed’in oğlu Zeynelâbidin Ali’dir.
1384-85 doğumlu Zeynelâbidin, çok yoğun mücadelerle kendi devletini kuran ve on sekiz yıl hükümdarlık yapan ilim, devlet, hukuk, şairlik ve savaş adamlığı gibi bir çok meziyeti bir arada yapabilen bir babanın üç oğlundan birisidir. Daha sonra 1392 yılında şehzade Abbas ve Şehzade Mehmet arka arkaya ölmüşler ve Zeynelâbidin Ali Çelebi tek şehzade olarak kalmıştır. 12-13 yaşlarında iken babası o’nu 1397 yılı ilk baharında Şeyh Müeyyed’in yerine Kayseri emirliğine tayin etmiştir. Ayrıca Kayseri çevresindeki 12 şehir, kale köy ile orada yaşayan kölelerin ve Türklerin de yönetimini ve valiliğini vermiştir. Bir adı da Alâaddin Ali Çelebi olan Zeynelâbidin “kaim makam” unvanı ile emir verme ve yasaklama yetkileri ile donatılarak güçlü bir vali yapılmıştır. 
Kadı Burhaneddin, 1398 yılında Kara Yülük Osman Bey tarafından Sivas kalesi önlerinde öldürülünce devletin ileri gelenleri hayatta ki tek oğlu, şehzade Zeynelabidin Alâaddin Ali Çelebi’yi hükümdar ilân edip, Kara Yülük Osman’a karşı direndiler . İşte bu sırada basıldığı tahmin edilen ve Zeynelâbidin sikkesi olduğu bildirilen gümüş akçe’nin üzerinde lâkap olarak: “Mevlâna el melik el azam el şerif” yazılmıştır. Sikkede şahıs ismi, tarihi ve baskı yeri bulunmamaktadır. 
Genç hükümdar, Kara Tatar Bey’den yardım istedi ise de Tatar kuvvetlerinin gelmemesi üzerine yaklaşmakta olan Timur tehlikesini de göz önüne alarak Sivas’lılar Osmanlı padişahı I.Bayezid’e haber yollayıp, şehri teslim etmek istediklerini bildirdiler. Bunun üzerine I.Bayezid büyük oğlu Süleyman Çelebi’yi Sivas’a yolladı. O da Akkoyunlu Kara Yülük Osman Bey’i mağlup ederek “Kadı Burhaneddin Devleti’nin” Osmanlı topraklarına ilhak etti. Kendisi de Sivas, Kayseri, Tokat ve Niksar valisi oldu. 
Bölgenin Osmanlı idaresine geçmesi ile hükümetten çekilen Kadı Burhaneddin’in oğlu Alâeddin Ali Bey (Zeynelâbidin) önce eniştesi Dulkadiroğlu Nasreddin Mehmed Bey’in yanına gönderildi . Buradaki ikâmeti sırasında Sultan II. Murad ile Karaman-oğlu İbrahim arasında 1435-36 yılında yapılan savaşa katıldı ve daha sonra da Ankara savaşını takip eden fetret yıllarında Zeynelâbidin eniştesinin teşvikiyle Sivas hükümetini geri almak için ayaklanıp daha sonra Malatya’ya kaçtı. 
Osmanoğulları’nın hizmetine girdikten sonra umera sınıfından ûlema sınıfına geçen Zeynelâbidin, baba, dede yurdu ve aynı zamanda valilik yaptığı Kayseri’ye yerleşmiştir. Burada büyük hürmet ve itibar gören Zeynelâbidin, babasından ve kendinin kısa süren sultanlığından dolayı “Sultan” ve ulema sınıfında eserler vererek kabul gördüğü için de “imam” unvanını alarak “İmam Sultan” olarak anılmıştır. Alaeddin Ali yahut Zeynelâbidin, 1442 yılına kadar yaşamış ve yılında Kayseri’de ölmüştür. “
Halit Erkiletlioğlu’nun verdiği bu bilgilerden sonra tarihçi gözüyle Erkiletlioğlu, bu türbenin hangi Zeynel Abidin’e ait olduğunu kanıtladığına şahit oluyoruz.

BU TÜRBE HANGİ ZEYNEL ABİDİN’E AİTTİR?

Halit Erkiletlioğlu, bu türbenin Kadı Burhanettin’in oğlu Zeynel Abidin’e ait olduğuna dair tarihi deliller ortaya koyar:
1.      Delil: Kayseri’de istinsâh edilmiş bulunan 106l (1651) tarihli, Güvahî’nin meşhur “Pend Name” isimli eserinin sonuna ve sayfa kenarına kaydedilen tarihî takvimde “ Binâ-i ravza-î Zeynelabidin ibni’s Sultan Ahmed Burhaneddin sene 944 (M-1537)” notu kaydedilmiştir. Bu mühim not bize, Sultan Kadı Burhaneddin’in oğlu Zeynelâbidin’in (Alâaddin Ali) Kayseri’de gömülü olduğunu bildirmektedir.”
Burada geçen Sultan Ahmed Burhaneddin ibaresi açık bir şekilde Kadı Burhaneddin’in adıdır ve Zeynel Abidin de onun oğlu olarak ifade edilmektedir.
2.      Delil: Naci Kum’un Kayseri Kitabeleri isimli basılamamış eserinde belirttiğine göre, Zeynelabidin Türbesinden alınarak Kayseri Müzesi Taş Eserler Deposu’na kaldırılan kırık bir mezartaşının Zeynelâbidin’e ait olduğu anlaşılmaktadır.
Bu mezartaşının bir yüzünde; “Eş şehid el mazlum el maktül? elmuazzam? Zeynelâbidin Emir Ali bin Burhan? Nevvar’ Allah’ü ruhahûma/ İntikâl-i ilâ rahmetullah-fı aşer cemaziyel evelde” (sene kısmı kırıktır) yazılıdır. Diğer yüzünde ise Farsça bir beyit vardır.”
Bu kayıttan da anlaşılacağı üzere Zeynelabidin’in diğer adı Alaaddin Ali “Emir Ali” biçiminde ifade bulduğu gibi, babasının da adı “Burhan” olarak geçmektedir ve eksik olan bu ismin “Burhaneddin” olacağı açıktır.

BU İKİ ZEYNEL ABİDİN, AYNI ŞAHIS OLABİLİR Mİ?

Erkiletlioğlu, bu iki Zeynel Abidin’in aynı şahıs olabileceği fikrini de bir kenara atmaz ama eğer bu türbe bahsedilen iki şahıstan birine ait ise Zeynel Abidin namı ile anılan Alaaddin Ali’ye ait olduğu görüşündedir ve şöyle der: “Bu iki Zeynelâbidin tek şahıs olma ihtimâli de olmakla beraber eğer ayrı ayrı iki şahıs ise kanaatimizce Kayseri’de itibar gören ve öldükten sonra adına türbe yaptırılarak “İmam Sultan” olarak anılan Zeynelâbidin, Kadı Burhaneddin Ahmed’in oğlu sultan Alâeddin Ali olmalıdır.”
Rufai Kaynaklarının Hz. Peygamberin soyundan gelen Zeynelabidin Ali’nin Kayseri’ye yerleştikten sonra amcası Seyyid Ahmed Burhaneddin el-Kayseranî el-Basrî’nin kızı Fatma ile evlendiğinden bahsetmeleri (Taberi Tarihi), şaşırtıcı isim benzerliklerine bir yenisini daha katmaktadır. Beylikler döneminin tarihi bir şahsiyeti olan “Kadı Burhaneddin Ahmed”, burada karşımıza “Seyyid Ahmed Burhaneddin el-Kayseranî el-Basrî” adıyla çıkmaktadır ve Zeynel Abidin’in amcası olduğu ifade edilmektedir. O yüzdendir ki her iki Zeynel Abidin’in aynı şahıs olabileceği ihtimali tarihçiler tarafından özellikle dikkate alınması gereken bir konudur. Kadı Burhaneddin döneminde Rufailik Hareketinin Kayseri’de beyliği yönetenler tarafından da el üstünde tutulduğu gerçeği dikkate alınırsa bu konu daha bir derinlik kazanacaktır.

SONUÇ:

Birbirinden farklı olduğunu düşündüğümüz her iki şahsın aynı kişi olma ihtimali olsa da daha bu konuyla ilgili farklı belgelere ve bilgilere ihtiyaç olduğu kesindir. Bu türbede yatan hangi Zeynel Abidin olursa olsun elbette her ikisi de hürmetlerin en güzeline layıktırlar. Kadı Burhaneddin’in oğlu olan Zeynel Abidin olarak anılan Alaaddin Ali’nin “Zeynel Abidin” adıyla anılıyor olması bize onların peygamber soyuna gösterdikleri derin sevginin açık göstergesidir. Bu türbe Rufai kaynaklarında ve türbenin 1886 yılında yazılan kitabelerinde (kasidelerinde) geçtiği gibi Zeynel Abidin el-Kayserani’nin türbesi ise, Medine’de doğup Kayseri’ye yerleşen ve isminin sonundaki Medine adını değiştirip “Kayserani” adını alan böyle büyük zâta elbette Kayseri’nin kucak açmasından daha doğal ve daha güzel ne olabilir. İslam’ın Ulu Peygamberinin soyundan bir emaneti bu toprakların bağrında taşıması elbette Kayseri şehri için büyük bir övünç kaynağı olur.

S.Burhanettin AKBAŞ



0