“Bıçaksız katiller” ve toplum mühendisliği

Mehmet Emin Yurdakul’un “Bıçaksız Katiller” isimli şiiri vardır. Adından anlaşılacağı üzere, Yurdakul bu şiirde, suçu ve suçluyu çok doğru tarif eder ve “bu bıçaksız katillerin hiç mi suçu yok” diye sorar. Öyleyse suç ve suçlu, sosyolojik açıdan çok iyi analiz edilmelidir.
Toplumu ve bireyi olaylara hazırlayan etkenler çok iyi analiz edildiğinde bazen şaşıp kalırsınız. Sanki birileri, toplumun önüne suçu hazırlamış ve suçluyu da takdim etmiş gibidir. Bütün senaryolar yazılmıştır ve büyük kitleler inandırılmıştır. Zaten büyük kitlelerin hayattan beklentileri aşağı yukarı aynıdır:
-Karnımı doyurayım.
-Evim ve arabam olsun.
-İstediğim şeyleri yiyebilmeliyim ve gezip para harcayabilmeliyim.
“Eğer bu dünyada bunun dışında bir şey oluyorsa sen akşam haberlerde bana anlat. Haber saatini kaçırırsam kusura bakmayın ama diziye mutlaka yetişirim.”
Yani ülkede ve dünyada neler olup bittiği kimin umurunda…
“Haftasonu pikniğe gidelim, mangal yakalım.”
“Yakalım valla…”

Her şey hazır paket önünüze gelmeye başladığında, sizin tembelliğinize güvenen birileri son günlerin moda tabiri ile önünüze toplum mühendisliği paketi hazırlamış demektir. Yani senin nasıl düşünmen gerektiğine ben karar veririm diyor birileri. Bu yeni bir şey mi? Hayır.
Aslında dünya tarihi, bunun örnekleriyle dolu ama özellikle Fransız İhtilalinden sonra Avrupa’da ve soğuk savaş döneminde Sovyetlerde ve Amerika’da uygulanan önemli bir yöntem. Bugün Amerikan toplumunu hâlâ o zamandan kalma yöntemle dizayn ediyorlar.
Bakınız, Bin Ladin’in öldürülmesi hadisesi ve bunun sunuluş biçimi tam bir toplum mühendisliği örneğidir.
-Elde bir film var, kısacık, ister inan ister inanma, Bin Ladin öldü. İslami usullerle denize atıldı. (Lütfen gülümsemeyin) Amerikalılar bu haberden sonra sokaklara döküldü. Eeee dünyada da büyük kitlelerin bu haberle yetineceği de açık. Bir de Başkan Obama’nın devlet erkanıyla birlikte Bin Ladin’e yapılan operasyonu izlediklerini gösterir fotoğraf var ki profesyonelce hazırlandığı her halinden belli. Endişe, korku, heyecan… Hepsinin de yüzlerinden okunuyor. İnanmamak elde mi? (Şimdi gülümseyebiliriz.)

BIÇAKSIZ KATİLLERİN HİÇ Mİ SUÇU YOK?

Bıçaksız katillerin suçu çok da onu suçlayacak babayiğitler yok.
Toplum dizayn edilirken bunun en önemli araçları medyadır. Eskiden filmler de önemli işler görürdü. Mesela, 1960 ihtilalinden sonra gösterilen “Düşükler Yassıada’da” adındaki film, sırf bu amaçla hazırlanmıştı. Orada hazırlanan uyduruk mahkeme, bugün insanların vicdanının asla kabul etmeyeceği birçok hadiseyi suç olarak kabul ediyor ve bir devrin yöneticilerine en ağır cezaları veriyordu. Toplumun önünde haklılıklarını ispatlamak ve insanların nasıl düşüneceklerine karar vermek için kolları sıvayanlar bu filmleri hazırladılar ve insanlara zorla izlettiler.

Suçlu kim, sorusunun cevabı bir garip yerde asılı kaldı. Menderes, Zorlu ve Polatkan hayatlarından oldular ama onları idam edenler suçlu sayılmadılar.
Dünün kahramanları bugün suçlu olabiliyor.
Bugün suçlu gibi gözükenlerden yarın özür dilenebiliyor.
Yargıyı istediğiniz gibi kullanırsanız, rakiplerinizi de bertaraf edebilirsiniz, korku da salarsınız, insanları suskunluğa da mahkum edersiniz.
Amerika yıllar yılı, Sovyetleri öyle gösterdi kendi halkına. Bu yüzden Amerika’da sosyalizm hiç yeşermedi. Ne zaman bir kıvılcım çıksa, Amerikan yönetimi onları en acımasızca vurdu ve yok etti. Amerikan halkı da bu durumu hep alkışladı. Çünkü, ona öyle sunulmuştu, toplum mühendisliği iyi işliyordu. Sovyetlerde de durum aşağı yukarı aynıydı.
Türkiye ise 1970’li yıllarda ciddi bir terör bunalımı geçirirken, hâlâ efsane gibi söylenen şu sözü hatırlatalım: Sabah aynı silah solcuları, öğleden sonra sağcıları vurdu.
Bugün Irak’ta Sünnilerle Şiirlerin çatışmasını kim organize etti? Tabii ki İngiltere ve Amerika…
Bugün Suriye’deki demokrasi harekatını kim el altından yürütüyor? Tabii ki İsrail ve Amerika…
Dünyaya sunuluş biçimine bakarsanız, ciddi halk hareketleri bunlar. Gözleriniz yaşarsa da yapacak bir şey yok, değil mi?
Amerika, suçu ve suçluyu tarif ediyor. Suçlunun resmini çiziyor. Sizin seçenekler içinden suçluyu bulmanız hiç zor değil.
Peki, soralım şimdi Amerika’ya?
A)     Türkiye’de rüşvet deryasına batmış bürokratlar mı suçludur?
B)      Yolsuzluk ve hırsızlığa bulaşmış insanlar mı suçludur?  
C)      Türkiye Cumhuriyeti anayasasını hiçe saymış insanlar mı suçludur?
D)     Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne karşı çıkan insanlar mı suçludur?
E)      Türkiye’de yasak ilişkiler yaşayanlar mı suçludur?

Amerika diyor ki, E seçeneği doğrudur. Çünkü, Amerikan toplumuna göre dizayn ettiği din eksenli stratejinin yansıması olarak bunu söylüyor ama İslam’ın genel ahlak anlayışından bihaber oldukları belli. İslamiyet’i, Bin Ladin’i İslami usullere göre denize atacak kadar iyi biliyorlar maşallah. Halbuki İslam, Müslümanları birbirlerinin hatalarını örtmek üzere harekete geçirir.
Toplum mühendisliği ustaları, görüldüğü gibi suçu ve suçluyu paket olarak hazırlamışlar ve bizlere sunmuşlar.
İyi de rahmetli Menderes’in yasak aşkını da bu millet çok iyi bilir ama Adnan Menderes adını hiçbir zaman bu konuyla birlikte anmaz. Menderes’i uçuruma iten Amerika, Menderes İktidarının yaptığı onca hizmeti alaşağı edip “köpek davasıyla”, “bebek davasıyla” milleti oyaladı ve Menderes’in idamını da zevkle seyretti.
O yüzden bizim pikniğe düşkün halkımızın arada bir piknik yaparken yere serdikleri gazeteleri okumalarında fayda var ama okuduğunuz her habere de mutlak doğru olarak bakarsanız yine bu iş olmaz. Herkesin penceresi farklı bir sokağa bakar ve siz bütün pencerelerden sokağa farklı açılardan bakmayı öğrenin artık. Sen öğrenmezsen birileri bize ta Amerikalardan öğretiyor, baksana. 
1