Moskof Keferesi tepemi attırmasın!

Aşağıdaki hikayeler, kıymetli araştırmacı yazar Ertuğrul Kapusuzoğlu'nun hazırladığı nefis takvimlerden alınmıştır. Bu hikayelerin konusu 18. yüzyılın Orta Anadolu’daki güçlü ailelerinden Çapanoğullarıyla ilgilidir. Bu güçlü ailenin Çapanoğlu Ahmet Paşa, Çapanoğlu Mustafa Bey, Çapanoğlu Süleyman Bey, Çapanoğlu Ahmet Şakir Paşa gibi devlet kademelerinde çok önemli hizmetler görmüş ünlü kişileri var. Ayrıca, ilk Türk gazetesi olan Tercüman-ı Ahval’i çıkarmış olan, mutasarrıflık, posta nazırlığı, elçilik gibi önemli görevler üstlenen büyük fikir adamı ve edebiyatçı Agah Efendi de bu aileden Çapanoğlu Hulusi Efendi’nin oğludur. Zamanında Kayseri’yi de yönetmiş olan bu hanedan ailenin halk arasında anlatılan hikayelerini toplayan Ertuğrul Kapusuzoğlu, aslında bastırdığı takvim ile de bir büyük işi başarmış. Büyük bir keyifle okuduğum bu hikayeleri sizlerle paylaşmak istedim. Sizler de belki böyle hikayeleri benimle paylaşmak istersiniz diye düşündüm. Önce bu hikayeleri bir okuyalım:


"MOSKOF KEFERESİ TEPEMİ ATTIRMASIN!"

Çapanoğulları, güç ve kuvvetlerini
n sınırı en yükseğe çıktığı dönemlerde bile, devlete tam sadakatten hiçbir zaman ayrılmamış, bu yüzden Padişahlar tarafından çok sevilmişlerdir. Savaşlarda bizzat "bir Çapanoğlu " ordusunun başında, Osmanlı Ordusu içinde savaşmışlardır. Bir Rus savaşında genç bir Çapanoğlu esir düşer.

Padişah, sevdiği bu bey oğlunu kurtarmak için bütün diplomatik girişimlerde bulunur. İşi yeni bir savaş açma tehdidine kadar götürür. Fakat Rus Çarı'nın Moskofluğu üzerindedir. Bırakmaz Çapanoğlu 'nun. Çapanoğlu da, bu işle Padişah efendimiz ilgilenirken karışmak istememektedir. Bakmış olacak gibi değil,

Padişahtan, Rus Çarı ile kendisinin muhatap olması hususunda izin alır. Padişah bu izni verir vermez, Çapanoğlu Rus Çarı'na bir mektup yazar. Mektupta özetle:

-"Bir aya kadar oğlum Bozok'a döndü, döndü... Dönmedi, Yozgat'tan bir atlı ile çıkar, tahtını sarayını başına yıkarım." der. Mektubu alan Çar, perişan olur. "Aman bindirin bu Çapanoğlu 'nu da memleketine gönderin" emrini verir. Adamları:

-"Aman haşmetlim, koca Padişahın tehditlerini dinlemediniz, ama Çapanoğlu 'nun bir mektubu ile pes ettiniz!"

Rus Çarı sakalını karıştırır:

-"Siz Çapanoğlu 'nu bilmezsiniz. O, Yozgat'tan bir atlı ile çıkarsa, Moskova'ya gelinceye kadar yüz bin atlı olur, başımıza bela alırız, hemen gönderin oğlunu!"



ÇAPANOĞLUNU KİM DİNLER!



Başlık parasının çokluğundan mıdır, yoksa öyle bir salgın mı olmuştur, bir ara kız kaçırma olayları öylesine artmıştır ki, Çapanoğlu, kız kaçırmayı yasaklayan bir ferman yayınlamak zorunda kalmış. Ferman üzerine, kaçırma olayları "cirp" diye kesilmiş. Aradan bir zaman geçmiş ki, o da ne, Akdağ'dan gencin birisi, kızı almış,

kaçırmış! Çapanoğlu küplere binmiş, yakalanıp huzura getirilen gence hışımla sormuş:

-"Bre mel'un, bire madrabaz, bre haddini bilmez. Sen benim kız kaçırmayı yasak eden fermanımı duymamış mısın ki?"

Bizim Akdağlı, toprağının, yetiştiği yörenin asaleti ve mertliğiyle cevap verir:

-"Duymaz olur muyum beyim, hem duymuş, hem de bilmişimdir."

-"Bak hele, hem suçlu, hem güçlüdür. Ya peki, bile bile benim emrime nasıl karşı gelirsin, koca Çapanoğlu 'nu nasıl

dinlemezsin?"

-"Aman beyim, beyimizin emrine karşı gelmek haddimiz değildir, aklımızdan bile geçmez. Lakin, sevdiğim kızı, ne benim babam alırım der, ne de kızın babası verimkar olur. Bana da kaçırmaktan başka yol kalmaz."

-"Hele hele, peki ya benim fermanım?"

Genç dayanamaz:

-"Geç beyim geç, siz ferman çıkarırken düşünmez misiniz ki, Akdağ'da kalkan yürek, Yozgat'taki Çapanoğlu'nu dinlemez!"

Bu usturuplu cevap karşısında, o genci affetmekten başka Çapanoğlu'nun yapacağı bir şey yoktur, o da o şekilde yapar.



ARKASINA ÇAPANOĞLUNU ALAN EŞEK



Çapanoğlu zaman zaman tebdili kıyafet edip Yozgat'ı dolaşırmış. Gene böyle bir gün, sokakta yaşlı, çok zayıflamış, aç, perişan bir eşeğe rastlamış.Konağına dönünce, buldurmuş eşeğin sahibini, hışımla hesaba çekmiş.

- "Bre mendebur herif, nedir o zavallı hayvancağızın günahı, neden aç sefil bırakırsın?"

- "Aman beyim, hiçbir işe yaramıyor ki yem saman vereyim o hayvana, o zaman benim boşa giden masrafıma yazık değil mi?"

- "Yaa , gençliğinde hayvanı çalıştır, üstüne bin, seklem vur, bağa bahçeye git,

yaşlanınca bakmak yok öyle mi? Bak şimdi; şayet onbeş güne kadar bu eşek, üstüne 20 çiniklik seklem vurulup, o seklemi buradan Çeşka'ya kadar götürmezse, ben sana yapacağımı bilirim."

Adam ne yapsın emir demiri keser.karşısındaki de Çapanoğlu üstelik. El etek öptükten sonra koşmuş eşeğin yanına. Çekmiş ahırın en güzel yerine. Evdeki bulgur, yarma, hediklik, kavurgalık ne varsa.

Kolay mı eşek tavlanmazsa sonunda Çapanoğlu gazabına uğramak var. Allah'tan, eşek de adamın yüzünü kara çıkarmamış, ilk 3-5 günde şöyle bir kendine gelmiş, haftasında silkinmiş, 12-13'ncü gün tavlanma başlamış, bir yandan yem yerken, bir yandan da sahibiyle şakalaşıyor onu duvara sıkıştırmaya çalışıyormuş. Adamın asıl zoruna giden şey ise, bütün bunları yaparken, eşeğin keyifle anırması imiş. Tabi adam, hem eşeğe hizmet ederken, hem de küfrün bini bir

paraymış.

- "Anır eşşoğleşşek anır" diyormuş adam; "Arkana Çapanoğlu 'nu aldın da, anırırsın

değil mi?"





MAYASINA GÖRE KONUŞMAK



Bizim bey, herkesin sevdiği bir adam. Bir tek oğlu var, ama ne oğul, babayiğit, yakışıklı. Obanın en yakışıklısı. Ağanın derdi, oğlan bir türlü evlenmeye razı gelmiyor. At üstünde, av avlayıp, kuş kuşluyor. Bir gün, yaylaya göçerler gelir. Göçerlerin en güzel kızı bir yayla çeşmesinde su doldururken, bizim ağanın oğluna

rastlar. Olacak bu ya, oğlan bir görüşte, mercimek komaz fırına verir. Gelir anasına, "böyleyken böyle "der ve göçerlerin esmer kızının, kendisine alınmasını ister.

Fakat ne mümkün, hiç koca bey, bir esmer vatandaşın kızını, bir tecik oğluna alır mı? Almaz...Almaz amma, oğlan perişan, her geçen gün sararır solar. İşin kötüsü, kız da onu sevmiş, obanın Yozgat toprağından ayrılmasını allem kallem edip ayırmamaktadır.

Oğlan günden güne solunca, ana baba çaresi kalır. Kimseye de söyleyemezler. Bey kalkar gider, Allah'ın emri ile göçer ağasının kızını ister. Fakat işe bakın, esmer vatandaşlar beyi kovarlar çadırdan. Bey bir daha , bir daha dünür gider. Kolay mı, tek evlat elden gidiyor ama hep aynı şekilde kovulur göçer çadırından. Bey ve karısının tedirginlikleri kahyalarının dikkatini çeker, dertlerini sorar, onlar da "böyleyken böyle" deyip dertlerini anlatırlar. kahya şaşırır;

- "Aman beyim , derdin bu muydu der ve atlar atına, sürer göçer çadırına doğru. Atından inmeden basar küfürü."

- "Ulan alçak herif, sen kim , benim beyim kim. Ulan nasıl vermezsin kızı. Ben senin..."

Kahya ağzına geleni söyler. Göçer ağası, istenen kızı kolundan tutar ve getirir Kahyanın önüne.

- "Aman ağam, bu kız senin atının tırnağına kurban olsun, dediğine değmez, al götür."

Kahya şaşırır:

- "Bre mendebur, daha önce beyim gelmiştir de o zaman niçin vermedin kızı?"

- "Aman kurban olduğum, beyin senin gibi isteme di ki!..."





ÇAPANOĞLUNDAN HÜKÜM Kİ:

"YAZIN HALEP BEYİNE"



Çapanoğlu'nun çok sevdiği kır tayı çalınmış. Eee, çalınan Çapanoğlu'nun atı. Tellallar çıkmış. Bey toplamış tüm hırsızları..

-"Bu kır tay, üç güne kadar bulunacak!"

Emir, demiri keser, fakat bulunamamış tay. Herkes elleri boş dönmüş.

Bunu duyan Şefaatli Dedeli köyünden Mercan Yusuf isimli birisi, gider Çapanoğlu'nun huzuruna. Atını bulacağını, fakat, kendisine topukları önde bir çizme yaptırması gerektiğini söyler. Köşkerler anında yaparlar çizmeyi.

Kır tayın, Halep Beyi tarafından çaldırıldığını Mercan Yusuf kendi yöntemleriyle öğrenir. Gizlice beyin konağına girer. Kır tay, artık tamamdır, ama intikam için beyin hanımını da götürmek ister. Girer hareme, fakat olacağına bakın ki, kadın çıplaktır.

Çıplak kadını zorla götürmeyi de Mercan Yusuf'un yiğitliği yemez. Fakat kadının mahrem yerindeki beni de ister istemez görür. Çaresiz kalınca Kır tayla döner ve Çapanoğlu'nun huzuruna çıkar. Olanları olduğu gibi anlatır. Çapanoğlu, hemen "Yazın Halep Beyine." der ve şu nameyi yazdırır:

-"Kır tayı getirdim. Karını da getirirdim amma, sen de, o da mahrem yerindeki ben'e dua edesiniz."

Eh, o devirde bir intikamın en katmerli şekli budur. Çapanoğlu bu arada Mercan Yusuf' a, köyündeki daha önce kendisine verilmeyen kızı da alır, meğer adamlar güzel kızlarını bir Bey'e vermek niyetindeymiş. Çapanoğlu, Mercan Yusuf'a da bir beylik vererek, hayır işini tamamlar.
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kayseri’nin Etnik Yapısı

KAYSERİ’DE ZEYNEL ABİDİN TÜRBESİ, HANGİ ZEYNEL ABİDİN’E AİTTİR?

KAYSERİ’DE ZİYARET YERLERİNDEN BİRİ: KOYUN BABA TÜRBESİ