HAYATI HİSSEDEREK YAŞAMALISIN

Korkuyoruz, hep kokuyoruz.
Belki de hep korkacağız.
Neden korkuyoruz dersiniz?
Yaşamaktan korkuyoruz.
Nazım gibi “Yaşamak güzel  şey be kardeşim” demek geliyor içimden.
İyi de kaç kişi hayatı Nazım gibi yaşayabilir ki…
İnsanlar duvarların arasında yaşamaktan mutlular.
İnsanlar kanunlara uygun davranmak istiyorlar.
Hatta trafik cezalarından bile korkuyorlar.
Hatta ve hatta sinekler, haşereler, yılanlar ve akrepler bile olmasın istiyorlar.
Hatta mümkünse çiçeklerin havaya savrulan polenleri de olmasın.
Malum ya alerjiyi hortlatıyor.
Bir gün olsun diyebiliyor musun ki
Bırak ya cep telefonumu dinleseler ne olur?
Hatta ses kaydımı alsalar ne yazar?
Kanun benim vicdanımdır.
Vicdanıma aykırı hiçbir iş yapmadım.
Deveyi hamutuyla götürenler düşünsün.
İyi de minareyi çalanlar kılıfını hazırlıyor.
Tamam da kardeşim, bu mızrak da çuvala sığmıyorsa ne yapacaksın.
Aman bana ne diyebiliyor musun her şeye?
Diyemiyorsun.
Diyemediğin için de yaşamayı düşünemiyorsun bile.
Sınırlar çiziyorsun kendine.
Hayat bir ateş topu gibi sürekli kucağına lavlar püskürtüyor.
At elinden diyorlar.
Atamıyorsun.
Güvendiğin dağlara karlar yağa yağa gidiyorsun.
Eee kime güveneceğiz artık.
Vallahi bilmem ki neye ve kime güvensek.
En iyisi kendimize güvenmek…

İlkelerimiz çürüdü.
Namertlik artık diz boyuyla bile ölçülmüyor.
Dostlar, kelebekler gibi, bugün var, yarın neredeler kim bilir.
Yasalar, nereye durduğuna bağlı… Öyle işliyorlar.
Para imparatorluğunun içinde sadece para var, başka bir şey yok.
İyice semiren para tapıcıları her gün namustan, ahlaktan ve vicdandan dem vuruyor.
Para,  gözlerini karartıyor, para vicdanlarını bitiriyor ama önemi yok.
Bu hırs ile her gün fakir fukaranın lokmasını sayıyorlar.
Bugün üç lokma daha fazla yedi, azacak bunlar.
Niye ben bu memleketin dağlarında taşlarında özgürce uçamıyorum?
Niye?
Dertlere, sorunlara, kederlere boğulup da çöküp kalıyorum.
Bu modern köleliği kim icat etti?
Niye iyiden ve güzelden zerre kadar haber yok?
Neden böyle yaşamak hevesimiz kursağımızda kalıyor hep?
Bir ev için, bir araba için ömürler çürüyor, aileler bitiyor.
Çocuklar okuyacak, adam olacaklar.
Sonra ne olacak?
Onlar da bir hayat kavgasının içinde bulacaklar kendilerini.
Araba için 10 yıl, ev için 20 yıl çalışmaları gerekecek.
İyi de biz ne zaman “yaşamak güzel şey be kardeşim” diyebileceğiz?
Biz ne zaman hayatı hissederek yaşayacağız?
Ya ya… Böyle bir sorunum yok ki benim diyeceksiniz değil mi?
Karnım doyarsa yeter bu bana.
Aç değilim açıkta değilim.
Dişlerimde çürük yoksa doktora da gitmem.
Para ödememek için kırk taklayı atarım.
Dolandırırım milleti yan gelir yatarım.
Fırsatını bulursam, milletin anasını da satarım.
Toprak yoz olursa ürün vermez.
Koyun yoz olursa sütü kıt olur.
Ya insan yoz olursa ne olur biliyor musunuz?
Hayat anlamsız olur,
Kuru dallardan kocaman bir yığın olur.
O yığından olsa olsa kocaman bir ateş olur.
Ateşin sonunda sadece külleri kalacaktır.
O küllerden sadece gri olur.
Yeşilin, sarının, mavinin, kırmızının, turuncunun olmadığı bir dünya olacaktır.
İşte o zaman yediğin ekmeğin tadı olmaz.
Damaklarına zevk verecek peyniri, zeytini bulamazsın.
Kısaca hissedemezsin hayatı, hissedemezsin.

S.Burhanettin AKBAŞ
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kayseri’nin Etnik Yapısı

KAYSERİ’DE ZEYNEL ABİDİN TÜRBESİ, HANGİ ZEYNEL ABİDİN’E AİTTİR?

KAYSERİ’DE ZİYARET YERLERİNDEN BİRİ: KOYUN BABA TÜRBESİ