Benim Şanslı'm / Hazal Bengühan AKBAŞ


Şanslı'nın tam olarak iyileştiği ilk zamanlar


Ne kadar uzun bir aradan sonra bir şeyler yazmaya karar verdiğimi bile hatırlamıyorum. Belki içinde bulunduğum psikolojik karmaşanın geçmiş ve gelecekle birçok ilgisi vardır. Çocukken hep çok meraklıydım. Bir şeyleri merak etmek ve sorgulamak sonradan öğrendiğim şeyler olmadı. Hatta bazen bastırmam gereken şeyler haline dönse de asla yok olmadılar. Hayatlarımızı yaptığımız tercihler yönetirler. Sanırım ben bu tercihleri çok küçük yaştan itibaren yapmaya başladım. En ufak bir canlıya dahi maddi, manevi hiçbir şekilde zarar vermeyerek, bir şekilde iyi bir insan olmaya çalışmayı tercih ettim. En yakınlarımı dahi mutlu etmese de bu durum , bir şekilde bu durumu muhafaza etmeye çalıştı ruhumun derinlikleri, dengeyi kurmaya çalıştım. Çünkü dünya çok kötü bir yer. Ah evet! Dünya bugüne kadar çekilmiş tüm korku filmlerinin verebileceği dehşeti ikiye, üçe katlayacak kadar korkunç bir yer. Bazen kendi beynimin bile düşünebileceği şeyler beni korkutuyor. Bir de bu dünyaya iyilik ve güzellik katmayı hiç umursamayan insanların düşünebilecekleri ve yapabileceklerini aklıma getirdikçe tüylerim diken diken oluyor. Midem bulanıyor, bazı durumlarda başım dönüyor, ellerim titriyor. Benim bu dünyada çok az karşılaşacağınız bir hikayem yok. Hiç bir zaman olmadı. Benim gibi milyonlarca insan var. Her gün beynimizi kemiren "insanlık" ile ilgili çok ciddi sorularımız ve sorunlarımız var. Geç de olsa kabul edebildiğim en iyi seçenek ; yalnız olmadığım. Belki insanlığımız için bir şans daha olabileceğine dair küçük, güzel umudum bu benim.
Hayatta kendime göre, bu beyine ve bu yüreğe göre fazla gelebilecek birçok şey yaşadım. Hani her dağın karı, kendine yüktür gibi bir laf vardır. Ben hep çok detaycı ve iyimser biri olduğum için, olaylardan hep çok fazla etkilenen birisi oldum. Bir yanım kederi kabullendi ama kabullenmişliği asla. Bir yanım kötülüğü kabullendi ama teslim olmayı asla. Bir yanım ölümü kabullendi ama acıyı asla.
Bir sürü sorunumu aynı anda çözmeye çalıştığım zamanlardı. İşsizdim. Ailecek yeni bir düzen içerisine girmiştik. Hepimiz bir şeylere uyum sağlama çabasındaydık. Hayatımızda bir sürü belirsizlik vardı, herkesten birazcık daha fazla sorunumuz vardı. Bir akşam vakti evimizin karşısında ki yoldan bir hayvanın inlediğini fark ettik. Dakikalarca susmadı. Komşularımızın hiçbiri çıkıp bakmadı. Önemli değil ki bu. Dedim ya, hayatınızı tercihleriniz yönetir. Kaderiniz sadece iyi ya da sadece kötü şeylerden oluşmaz. Kulaklarınızı tıkamak nasıl bir tercihse, gidip neler olduğunu anlamak ve yapabileceğiniz bir şey olup olmadığını kontrol etmek de bir tercihtir. Büyüdüğüm o sokakta bir canlı can çekişiyordu ve ben aynı sokaklarda yıllar önce tercihimi çoktan yapmıştım. Kardeşimi de yanıma alıp kaldırım da can çekişen yavru köpeğin yanına gittim. Kaldırımda yanından geçen insanlar, çocuklar işi bitmiş diyordu. Karnında bir şişlik vardı. Araba çarpmış olduğundan emindik ama tam olarak ne olduğundan tabi ki emin olamıyorduk. Eve getirdiğimde annem ve babam da çok ümitli değildi sanırım yaşamasından, gözlerinde ki acı dolu bakışlardan anlayabiliyordum. Büyük bir şehrin, ilçesinde bulunuyoruz. Ailecek ufak bir istişareden sonra ilçe merkezinde bulunan küçük çaplı bir veterinere götürdük hayvancağızı. Tabi ki bu tip ilçelerde daha çok büyük baş hayvanlarla ilgilenildiği için ve yeterli malzeme bulunmadığı için ancak bir ağrı kesici yapabildi. O da bir şeydi eldeki imkanlarla. Röntgen gerekir dedi. Köpeği aldık, tekrardan eve getirdik. Ama inlemeleri durmuyordu. Benim durumumda ki insanlar için bu tür tercihler yapmanın ne kadar zor olabileceğini başına gelmeden anlayamıyorsun. Memleketin olmasına rağmen artık hiç tanıyamadığın bir şehirdesin. Paran yok. Ailen bu tür masraflara giremeyecek kadar borç içerisinde. Veterinerlik kurumları para tuzağına dönmüş ve sırtını dönemeyeceğin bir canlı ile başbaşasın. İlk önce internet seçeneğini kullandım hızlı bir biçimde. Fotoğrafını çektim, şehirle ilgili olan, olamayan hayvan dernekleri sayfalarına yardım çağrılarında bulundum. Bir yandan da saatin sabah saatlerine yaklaştığını, iniltilerin devam ettiğini varsayarsak durum benim için de kötüye gitmeye başladı. Tercihinizin getirdiği en iyi durumlardan birisi "ne olacaksa olacak, atla git" düşüncesidir. Sabah 5'te yola çıktık. Kız kardeşim, köpek ve ben. Altı da şehirdeydik. Yediye kadar veterinerlerin açılmasını bekledik. Sonrasında internet reklamlarından adını gördüğüm, gece akıl danıştığım bir veterinere kendimizi dar attık. Bir şeyler söyledi. Yaşama şansı yüzde elli dedi. Cebimde para yok. Ama karşımda bunu çokta umursayan bir veteriner yoktu. Bunu sonradan daha iyi anladık. Yine de o an için tek seçeneğimdi. Ölecekse savaşarak ölsün dedim. Kendim için de en büyük dileklerimden birisi olduğu için belki de böyle söyledim. Çünkü birçok defa kendime ve çevreme bu kadar sıkıntı ve zarar vermektense ölmeyi çok düşündüm. Ama zaten öleceğim madem o zaman savaşarak öleyim. İyi olmaya çalışmak için savaşarak, yardım etmeye çalışmak için savaşarak, güzellik katmaya çalışmak için savaşarak.. Öyle büyük hırslar, başarılar peşine düşmeden, kendi küçük zaferlerinle mutlu olmaya çalışarak, savaşarak ölmek için yaşamaya devam etmek.. Olması gereken buymuş gibi geldi hep ya da canım tatlı geldi. Doğrusunu asla büyük şeyler yaşamadan bilemeyiz. Ameliyattan canlı çıktı ve on gün boyunca da veteriner kontrolünde kaldı. Yani yaşadı. Ama bu defa arka ayaklar asla çalışmaz dedi veteriner. Tekerlek düşünmelisiniz. Beni hali hazırda ödeme ihtimalim hiç bulunmayan kredi kartıma güzelce borçlandıran "yardımsever" veterineri çokta dinlememeye karar verip köpeği alıp evimize getirdim. Sonrasında bunu çok düşündüm. Kime sordum? Aileme danıştım mı? Biz bir köpeğe bakabilir miyiz? Ailem ne tepki verir? Neye dayanarak böyle bir şey yaptım? Sanırım şunu düşündüm. Bu durumdaki bir köpeğe benden başka bakabilecek kimse yoktur dedim kendi kendime. Yürüyemiyor, kakasını olduğu yere yapması gerekiyor, diğer tüm köpeklerden çok daha fazla bakım istiyor. İnsanlar son derece sağlıklı köpeklerini barınaklara terk ederken, böyle bir köpeğe bakacak başka kimi bulabilirdim?

Şanslı ameliyattan çıktıktan sonra, biraz moral bulması için bahçede iken
İnternetten yabancı içerikli videolar izledik kardeşimle birlikte. Çok daha kötü durumdaki felçli köpekleri, yüzme havuzunda yüzdürerek yürütebildiklerini gördük. Gittik şişme havuz aldık. Sanırım o aşamada tüm bunları nasıl ödeyeceğimizi çok düşünemez noktadaydık. Bir ay boyunca her gün yüzdürdük Şanslıyı. Ah evet. İsmini Şanslı koyduk. Bize rastladığı için, yaşayabildiği için, çocukken yazdığımız hikayelerdeki köpeğe hep Şanslı ismini verdiğimiz için..
Başta ters basmaya başlayan Şanslı hiç tahmin etmediğim bir şekilde annemin üstün çabaları ile düz basmaya başladı. Çünkü düz basmaya başlaması için yara olan patilerini kremleyip, dışa doğru bandajlamak gerekiyordu. Normal bir köpeğin bakımının dahi büyük bir sorumluluk gerektirdiğini yeni idrak edebilen ben, artık yorulmaya başlayınca annem elimizden tutmuştu. Açık konuşmak gerekirse bu sorumluluk insanı yoran ve yıpratan bir süreç. Hele bir de ailenize hiçbir katkı sunamadan sadece yük olmaya başladığınızı düşündüğünüz bir aşamadaysanız. Her şey üst üste geliyor gibi ve elinizden de işe yarar çok bir şey gelmiyor. Yaklaşık dört beş ay sonra sanırım Şanslı yürümeye, yavaş yavaş koşmaya başladı.
Tabi bu düşünceler içindeyken karşıma bir yüksek lisans yapma şansı çıktı, bir iş bulabilme imkanı çıkınca, yük olmaktan kurtulabilir miyim acaba düşüncesi ile hemen gitmek istedim. Bir yandan da yeni yürümeye başlamış bir köpeğin yükünü sadece anne ve babamın üzerine yıkmak ne kadar doğru olacaktı ikilemi ile boğuştum. Ama beklediğimden çok daha iyi karşıladılar. Belli ki bu süre içerisinde onlarda sevmişti Şanslı'yı. Hayatlarını baştan aşağı değiştirmeleri pahasına, ben geleceğimi gönül ve vicdan rahatlığı ile kurabileyim diye onun sorumluluğunu almayı göze aldılar. İşte hayat böyledir. Geçte olsa fark edersiniz aslında tercihlerinizin bile size ait olmadığını. Zaten her durum ve şartta böyle yüce gönüllülük gösterebilen bir anne ve babadan, kötü bir insan olarak çıkmak usta bir zanaat işi olurdu. Benim ve kardeşimin kısa zamanlı gidip gelmeleri ile bir yıl geçirdiler Şanslı ile. Onu büyüttüler aynı biz çocukları gibi. Mahallenin çocukları ziyarete gelip gittiler onu görmeye, hikayesi tüm ilçeye yayıldı. Böyle küçük ilçelerde baktık ki insanlar rahatlıkla sokaklara bırakabiliyorlar köpeklerini. Enerjilerini atmaları, diğer köpeklerle sosyalleşmeleri için ne kadar güzel, güvene dayalı, samimi bir yol diye düşündük ailecek. Çünkü Şanslı zaten çok ağır bir ameliyat geçirdiği için onu birde kısırlaştırma ameliyatı ile yormamıştık. Tabi o an kardeşim ve benim maddi yetersizliğimiz de söz konusuydu. Bizde aynı yolu denedik, Şanslı için iyi olduğunu düşündük. Herkes bizi de, köpeğimizi de tanıyordu nasıl olsa. Aslında ne kadar ütopik düşünmüşüz değil mi? Şimdi böyle bir dünya komünizm gibi geliyor bana. Büyük topluluklar arasında asla varlığını devam ettiremeyecek bir iyi niyet. Böyle güzel düşüncelerin dünyayı terk ettiğini anlamamız Şanslı'nın bir gece eve dönmemesi ile başladı. İlk bir hafta tüm iyi niyetimizi korumaya çalışarak geçti. Bu kadar hayatta kalmaya hevesli ve yaşama gücü yüksek bir canlının vahşice katledilmiş olma ihtimalini düşünmüyorduk. Dünyaya vahşeti insanoğlunun getirdiğini ise sonrasında dinlediğimiz binbir farklı hikaye hatırlattı bize. Tahmin edersiniz ki tanıdık tanımadık tüm insanlar, belediye, barınaklar... Her yere baktık ve herkesi haberdar ettik. Bu süre içerisinde dinlediğimiz kötü hikayeleri anlatıp Şanslı'nın güzel hatırasına leke sürmek istemiyorum.
Evet yanlış okumadınız. Biz insanların vahşetini yazıp, daha aşağı gördüğünüz o canlının hatırasına zarar vermek istemiyorum. Bu süre içerisinde yine bir sürü maddi, manevi sıkıntı ile uğraşan ben son zamanlarda psikolojik destek almaya başladım. Çünkü insanların, kendim dahil ne kadar vahşete, şiddete eğilimli oldukları gerçeği bana çok ağır geldi. Beni yaşamın güzelliklerine inandıran bir canlının bu şekilde yok edilmesi, bende ona bunu yapanlara daha kötülerini yapma isteği uyandırdı. Durup onlardan ne farkım kalır daha sonra diyemedim. Uyuyamıyordum. Hasta gecelerinde göğsümde bebeğim gibi uyuttuğum köpeğimin dondurucu soğukta nerede olduğunu bilmiyorum. Öldüyse nasıl öldüğünü de bilmiyorum. Acı çekti mi acaba diye düşünmekten, düşünürken ağlamaktan mahvoldum. Ne düşünmüştür ölürken? Ailemiz mi gelmiştir aklına acaba yoksa hayata tutunma hevesi mi? Çok sevildiğini biliyor muydu, hatırlayabildi mi? Bizim hayatımızı nasıl değiştirdiğini anlayabilir mi? Dönüp insanlara baktığımda tüm bu sorulara cevabım evet oluyor. O bunu yapabilecek kudrette bir beyin, yürek ve zeka ile yaratılmıştı. O kudrete sahip olamayanlar, kibir ile örülmüş o duvarları yıkamayan biz insanlarız.
Şanslı'yı yürütmek için yüzdürüken
Alt tarafı bir köpek değil mi? Bu siz yüksek mertebeli, yaratılmışların en kudretlisi insanoğlunun en çok sevdiği cümle. Günde kaç şehit veriyoruz, insanlar aç... Bunları da seversiniz.
Eğer insanlar gerçekten insan yaşamına değer verselerdi, bugün böyle bir dünyada yaşamazdık ve ben günde üç ilaç almıyor olurdum. Bugüne kadar savaş çıkaran bir köpek, kedi, kirpi, aslan, kaplan görmedi dünya tarihi. Ya da yavru köpeklere tecavüz eden bir yetişkin köpek göreniniz var mı? Peki insanları aç bırakanlar kim? Sizler doğalgazlı, laminant parkeli evlerinizde oturup facebook hesabınızda ki durumunuza "insanlar aç" , "askerlerimiz öldü" derken ne kadar insan olabiliyorsunuz?
Sizler daha sokağınızda yaşama tutunmaya çalışan, size muhtaç bir kediye, köpeğe yiyecek vermeyi, onu hayatta tutmayı başaramazken çocuklarınızı, askerlerinizi, insanlarınızı nasıl hayatta tutmayı hayal edebiliyorsunuz? Bugüne kadar susarak ve hiçbir şey yapmayarak insanları da hayvanları da öldüren üstün insanoğlunun çok az bir kısmı söylemek istediklerimi anlayacaktır. Fakat şunu unutmayın ki doğanın o mükemmel sistemi, bu çarpık sistemden çok daha iyi işliyor ve bugün görmezden geldikleriniz bir gün sizi yakalayacak. Her şeyi ile gelip geçici bu dünyada, dünyevi zevkler, hırslar için canını aldığınız bir tek karıncanın vebali dahi, sizleri hesap veremeyeceğiniz o kapının eşiğine götürmeye yetecektir.
Ben çok iyi bir insan değilim. Belki birçok kişi benim, ailemin ve benim gibilerin arkasından şunları düşünüyordur. Çok zenginler o yüzden köpek bakabiliyorlar. Hayır borçlara girerek, sizin gibilerle savaşarak O'nu yaşattık. Çok aptallar bir köpek için bu kadar fazla ilgi alaka neden? Hayır her birimizin normalin üzerinde bir zekası var. Bizler sadece insanız. Ama sıradan insanlar değiliz. Bizler "hepinizin olması gerektiği gibi" insanlarız. İNSANIZ! Kendimizi sizlerden ve diğer canlılardan üstün görmüyoruz. Hayatın hepimiz için bir gün son bulacağının bilinci ile kendimize güzel ve iyi niyetli bir dünya kurmaya çalışıyoruz.
Canım oğlum.. Şanslım.. Seni koruyamadığım ve yeterince yanında olamadığım için çok özür dilerim. Şanslı olan sen değildin oğlum, şanslı olan bizlerdik. Senin güzel yüreğine ve sadakatine layık bir dünya yoktu dışarıda. Sen bu dünya için çok iyiydin oğlum. Belki bizim gibi insanlar için bile çok iyiydin. Nerede olursan ol, ne kadar uzak olursak olalım oğlum, her gece uyumadan önce hep seni düşüneceğim. Sen bunu zaten biliyorsun değil mi? Ve bir gün buluşabileceğimiz bir dünya hayal etmek beni hiç teselli etmese de, umudum baki. Şimdilik hoşçakal oğlum. Ve asla unutma.. Ben buradayım, seni düşünüyorum, seni özlüyorum, seni seviyorum.. Sakın Korkma.. Korkması gereken insanlığımız, korkması gereken vicdanlarımız..

Şansım Şanslı'm.. Oğlum.. Canım..

0