Gent, Brugge ve Amsterdam Gezimiz

Türk insanı Avrupa’yı turist olarak geziyor artık
Gent, Brugge ve Amsterdam Gezimiz
Brüksel’de dostlarımız Belçika denince akla Brugge şehrinin geldiğini ve özellikle bu şehrin mimari dokusunun mutlaka görülmesi gerektiğini iade ettiler. Brüksel’den Brugge’e (Bürüüj) geçerken Gent şehrini de geçeceğimizden dolayı ya Brugge’e gidişte ya da dönüşte Gent şehrimize uğramamızı söylediler. Biz de mihmandarlarımız sayesinde gezinin ağırlığını Brugge şehrine veren bir plan yaptık ve Gent şehrine, Brüksel’e dönüşte uğrayacaktık.
BRUGGE, AVRUPA’NIN EN İYİ KORUNMUŞ ORTAÇAĞ KENTİ
Zaten Belçika’ya gelenler için söylenen ilk söz bu oluyor. Eğer Brugge’i gezmezseniz Belçika’yı görmüş sayılmazsınız. Neden diye soracak olduğunuzda da “Avrupa’nın mimari dokusu en iyi korunmuş Ortaçağ kenti” olduğunu söylüyorlar. 
Biz soğuk ve yağmurun zaman zaman azdığı bir havada otobüsle Brugge kentine ulaştık. Yağmur bizi zorlasa da emin olun Brugge kentini görünce bütün yorgunluğumuz gitti. Hayretler içinde kaldık. Koskoca bir şehir koruma altına alınabilir mi? Koskoca bir kentin tarihi dokusu korunabilir mi?
Biz Kayseri’de sadece Güpgüoğlu Konağını, Atatürk Evini, Kayseri Lisesi’nin civarında yedi, sekiz, bilemediniz on evi korumakla övünmek şöyle dursun gıkımızı bile çıkaramayız. Bizim bir eski Kayseri mahallemiz ya da sokağımız dahi yokken Brugge şehri, Ortaçağın Gotik mimarisiyle olduğu gibi duruyor.

BRUGGE ŞEHRİNDE GEZİNTİ YAPMAK…
Parke taşlı meydanları, dar sokakları, üçgen çatılı evleri, görkemli gotik binaları ve faytonların tıngırtılarıyla tarihi ve romantik bir şehir olma sıfatını fazlasıyla hak ediyor Brugge. Yollarda sürekli turistlerle karşılaşıyoruz. Yılda Brugge kentini 3 milyon turist ziyaret ediyormuş ki, bence turistler çok mantıklı bir seçim yapıyorlar.
Reie nehrinin kollarının oluşturduğu kanallar şehre ayrı bir hava katıyor. Brugge ve Amsterdam’da bu kanalların şehre verdiği hava Venedik’i aratmıyor. Başkan Özhaseki’de Kayseri’ye Kızılırmak’ın bir kolunu indirip böyle bir kanalı şehirden geçireceğini söylemişti. Çok heyecanlanmıştık. Sonra ne oldu bilinmez, kanal projesini kimse ağzına almaz oldu. Aslında Kayseri’de bizim bir kanalımız var ama içinde yeterince su yoktur. Karasu ve Sarımsaklı suyunun geçtiği güzergahtan pekala kanalla Kızılırmak’ın bir kolu geçirilebilir. Bu da şehrimize çok farklı bir hava katar.
BRUGGE ŞEHRİNDE FOTOĞRAF ÇEKMEYE  DOYAMADIM
Kuzeyin Venedik’i denen Brugge şehrine kanalların ve köprülerin verdiği hava bambaşka. Özellikle tarihi kemerli köprüler tarihi şehre çok güzel bir katkı sağlamış. Bazılarının oldukça masalımsı bulduğu bu ortaçağ şehri ve kesinlikle şehir bir açık hava müzesi…
Brugge’de fotoğraf çekmek için şartlar çok zor olmasına rağmen, fotoğraf makinemi bir an olsun bırakamadım. Işık yeterli değildi. Olsun dedim. Havada yağmur çiseliyordu. Vazgeçmedim. Hatta bazı sivri kiliselerin ucu buharımsı bir örtüyle kaplıydı ama fotoğraf makinesi hiç durmadı, çalıştı.
ÇİKOLATA MÜZESİ
Şehirdeki müzeler içerisinde görülmesini kesinlikle tavsiye ettiğim yer çikolata müzesi. Çikolatanın başlangıçtan günümüze kadar olan hikayesini öğrenmek mümkün bu müzede. Bu hikayeyi öğrenmek zaman zaman oldukça sıkıcı olsa da, harika bir çikolatanın nasıl hazırlandığını canlı olarak izlediğiniz bölüm harika. Sırf bu bölüm için bile gidilir bu müzeye. Yapılan bu çikolataları tatma şansızın da bulunduğunu söylemeliyim. Kesinlikle inanılmaz lezzetliler. Evet itiraf ediyorum, sırf bu çikolatalardan daha fazla yiyebilmek için daha fazla kaldım müzede.  Müzenin çıkışında insanı kendinden geçiren bu çikolataları satın almak da mümkün. 100 gramı sadece 5 €…
GENT’TE SAİNT NİKOLAS KİLİSESİ
Gent şehrinin de mimari dokusu korunmuş ama hiçbiri Brugge şehrine uymaz. Gent’te yine yağmur altında gezintimizi sürdürdük. Birbirine benzeyen Avrupa’nın Barok tarzı birçok sivri kiliselerini gördük. Benim aklımda sadece birinin ismi kaldı. O da Saint Nikolas Kilisesi idi.
Gent şehrinde yine böyle kilise mimarisine gömüldüğümüz bir anda Türk camisine rastlamak gerçekten hem şaşırttı, hem de huzur verdi. Orada sıcak, demlenmiş bir Türk çayı bulamasak da en azından kahve içtik.
Brüksel’de kaldığımız otel, sabah kahvaltısına demlenmiş çay da veriyordu. Bizim için inanılmaz keyifli oluyordu. Türk usulü ekmek, Türkiye’den gelmiş üç farklı zeytin ve ince diliniş tulum peyniri en sevdiğimiz çeşitlemeler oldu. Türk müşteriler için geliştirilen küçük reformlar, oteli Türklerin daha çok tercih etmesine yol açmış.
KAYSERİ’DEN ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİLER DE BRÜKSEL’DELER
Bir zamanlar böyle manzaraları görseydik, sanırım gördüklerimize inanmazdık. Kayseri’den öğretmenler ve öğrenciler, belli eğitim programları için Brüksel’deler. Mesleki İngilizcelerini artıracaklar,  bilgi, görgü ve tecrübelerini  çoğaltacaklar. Onlar, Türk otellerinde ve pansiyonlarında kalacak. Türklerin otobüslerine binip Avrupa’yı dolaşacaklar. Başta Lüksemburg, Paris ve Almanya’nın şehirleri olmak üzere gezi programlarıyla Avrupa kentlerini dolaşacaklar. Bunlar bizim özel okullarımızın öğrencileri mi? Zengin aile çocukları mı? Hayır. Meslek Liselerimizin öğrencileri. Hepsi de orta halli veya gariban ailelerin çocukları… İşte Türkiye ve Kayseri, bunun karşılığını mutlaka görecek. Bu bilgi ve tecrübe onların ufuklarını genişletecek ve bambaşka insan haline dönüştürecek onları.
AMSTERDAM’DA CUMA NAMAZI
Cuma günü Amsterdam yollarındaydık. Belçika le Hollanda arasında herhangi bir sınır kapısı görmedik. Bir şehirden başka bir şehre varır gibi girdik Hollanda’ya ve bir Cuma vakti Amsterdam’a ulaştık. Otobüsümüz Fatih Camiine geldiğinde biz içerisinin böyle tıklım Müslüman ve Türklerle dolu olacağını düşünemedik. Amsterdam’da tarihi kilise binasını alan Müslümanlar, burayı camiye çevirmişler ve adını da Fatih Camii koymuşlar. Buradaki Cuma namazı benim için çok duygulu geçti. Yüzlerce kilometre ötede Cuma namazı kılmayı Allah bana nasip etti. Avrupa’nın birçok şehrinde insanlar artık kiliselerini terk edip oraları müze haline getirirken benim kiliseleri cami yapıp ibadetine koşuyor. Avrupa, büyük ölçüde Ateizmi kucaklayıp Hıristiyanlığı siyaseten yürütürken benim insanım atalarının yaptığı gibi saf ve temiz Müslümanlar olarak kalmayı başarıyor.
Bizdeki sıkıntı ise, filan cemaatin camisi, ilan mezhebin camisi gibi ayrıştırmaların yapılmasıdır ki inşallah aklıselim artık hakim olacak ve bu gibi cehalet örnekleri son bulacaktır ümidini taşıyorum.
Cuma namazından sonra  caminin altındaki dükkanların birinden öyle güzel lahmacun kokusu geliyor ki içim bir fena oldu. Sabah da erken kalkmıştık. İyice açıkmışım. Lahmacun sırası var, içerisi çok kalabalık. Sıradakilerin çoğu da  Türk değil… Lahmacunun üzerine bolca doğranmış marul koyuyorlar, sonra ketçap ve mayonez, sonra dürüyorlar. Bir lahmacun bile yetiyor. Gelin görün ki bizim kaile harekete geçince lahmacun sevdamız kursağımızda kaldı. Biz de oradan simit aldık. Afiyetle yedik.
AMSTERDAM’DA MUSEUMBOOT’LA GEZİNTİ
Amsterdam’da her taraftan bisikletli akınına uğruyorsunuz. O daracık yolların bir bölümü de bisikletlere ayrılmış. Biz alışık olmadığımızdan mı nedir, zaman zaman bu bisikletliler yüzünden yolda yürüyemez olduk.
Amsterdam’da kanallardaki   Museumboot adı verilen botlar sayesinde şehirde bir tur atıp tarihi mekanların çoğunu görebiliyorsunuz.  Amsterdam, adını şehrin güney doğusundan gelip Kuzey denizine dökülen “Amstel” nehrinden alıyor, “dam” ise “baraj” anlamına geliyor. Tahta ayakkabıların, yel değirmenlerinin ve lalelerin ülkesi Hollanda’nın gözbebeği Amsterdam’da, bir anlamda özgürlük turizmi yapılıyor. Hafif uyuşturucunun serbest olduğu şehrin renkli geceleri, sadece hafta sonu için bile binlerce turist çekmeye yetiyor. Bayanlar dahil şehre gelen ziyaretçilerin ilgisini en çok “kırmızı fener semti” (red light district) çekiyor.
Amsterdam’ın tarihi meydanı  Dam Square, turist kaynıyordu ve çok kalabalıktı. Ben fotoğraf çekerken bir ara Türkçe sözler duyduğumu fark ettim. Baktım, Türkiye’den gelen minik öğrenciler meydanda fotoğraf çekiniyorlar. Onların cıvıltısı da meydandaki kalabalığa karışıyor.
Amsterdam da tarihi dokuyu muhafaza eden bir şehir… Bu yönleriyle hep kazanıyorlar. Bizim ise böyle bir şaşımız artık yok. Çünkü, tarihi şehirlerimizi talan ettik.
0