SEYRANİ BABA’NIN DERİNLİĞİ / S.Burhanettin AKBAŞ

19. yüzyılın büyük halk şairlerinden biri olan Seyrani, bizim bölgemizden yetişti. Develili Seyrani’yi yeterince tanır mıyız, sanmam. Hatta geçmiş yıllarda Seyrani Baba’nın Alevi – Bektaşi geleneğinden geldiğini öne sürerek ondan uzak duranlar dahi olmuştu. Şükürler olsun ki bugün, Alevi – Bektaşi kültürünün bizim öz kültürümüzün malı olduğunu çoğu insan anladı ve Seyrani Baba ile ilgili de sempozyumlar yapıldı, birçok da kitap yazıldı.
Emir Ali Özçakır’ın Laçin Yayınlarından çıkan “Develili Aşık Seyrani” isimli kitabının 97. sayfasında şöyle bir anekdot okudum.
Kitapta deniyor ki Seyrani Baba’nın yaşam tarzını İslam ile bağdaştırmayan cahiller, Seyrani Baba’ya “Kimin kulusun?” diye sorarlar. Burada duralım biraz. Bu nasıl bir devir ki, bunca hikmetli sözü söylemiş, büyük bir şairin karşısına birileri çıkıyor ve “Kimin kulusun?” diye soru soruyor? Böyle bir soru bile cehaletin tavana vurduğunu göstermeye yetiyor. Bir de anladığım kadarıyla Seyrani Baba’nın inançlarını sorgulayan birileri var. Acaba Müslüman mı, gerçekten Allah’a inanıyor mu? İtikat durumu nasıl? Kime ne vazife ise bu fıkradan o durum da anlaşılıyor.

Şimdi de öyle olmuyor mu? Birilerinin elinde bir terazi var ya da “batmancı küpü” var. Batırıyorlar, çıkarıyorlar.
-Hım, bunun Müslümanlığı bu kadarmış, yazık.
-Ooo bu iyi çıktı, adam iyi bir Müslüman’mış.
Biz böyle şeylerden korkarız. Allah’tan da korkarız, şirkten de korkarız.
Biz başkasının hesabını yapmak şöyle dursun, boynumuzdaki ipin hesabını verebilirsek bahtiyarlar arasında katılırız.
Neyse fıkraya dönelim.
Seyrani Baba, “Kimin kulusun?” diye soranlara “Boyacının kuluyum.” Diye cevap verirmiş. Yani derinliği olmayan cahil tabakaya malzeme çıkarıyor. Çileye talip oluyor. Hallac’ın “Ene’l-Hak” deyişi gibi bir şey bu. 19. yüzyılda cehaletin diz boyunu oldukça geçtiği bir ortamda bu sözü söylemesi bunun işaretidir.
Sonunda bu söz dillerde dolaşıyor ve Seyrani Baba hakkında söylenmedik laf kalmıyor. Hatta birileri o kadar ileri gitmişler ki kadı efendiyi gaza getirip Seyrani Baba’ya devlet eliyle ceza kestirecekler. İşte burada devlet kademelerinde görev yapan insanlara ne kadar büyük görevler düştüğünü de anlayacağız. Birilerinin hasmına öfke duyması ve o hasmı alt etmek için devlet gücünü kullanması ne kadar çirkin bir şey…
Kadı Efendi, Seyrani Baba’yı buldurtuyor. Garibim zaten İstanbullarda oldukça çile çekmiş zaten, bir de buradaki cahillerle uğraşacak.
Kadı Efendi de kuru bir kadı olmalı ki aynı garabeti o da sürdürmüş:
-Kimin kulusun? (Herhalde öfkeden çıldırarak sormuştur.)
Cevap yine aynı:
-Boyacının kuluyum?
Kadı, avını yakalamış şahin gibidir. Gözleri çakmak çakmak çakar…
-Hangi boyacının kulusun diye alaycı bir üslupla birlikte kadı efendi öğüt de vermiş.
-Böyle konuşman suçtur demiş.
Seyrani Baba da gömleğinin içinden bir demet çiçek çıkarmış.
-İşte bu çiçekleri böyle rengarenk boyayan boyacının kuluyum.
Rivayet odur ki bu cevabı duyan kadı efendi, Seyrani Baba’yı oturtmuş, izzet ikramda bulunmuş ve onu takdir etmiş.
Şimdi fıkra burada bitiyor ama her fıkrada olduğu gelin ibreti beraber çıkaralım:
Her koyun kendi bacağından asılır, insanların inançlarını terazi ile ölçmek bizim işimiz değil.
İkincisi, bazı sözler basit gibi görünür ama o sözün derinliğine bakmak gerekir. İnsanları önyargılı bir şekilde yargılamak yanlıştır. Yunus Emre de şiirlerinde oldukça basit sözleri tercih eder ama o sözler iyice düşünülüp araştırıldığında belli bir derinliğe ulaşır. O yüzden insanların söyledikleri sözü iyice araştırmadan, anlamaya çalışmadan yollara düşmek yanlıştır.
O Seyrani Baba ki rahmetle yad ettiğimiz bir büyük ozandır. O cahillerden, o kadılardan kimse bugün hatırlanmazken, o, Türk Milletinin gönül sarayında gezinmeye devam ediyor. Allah rahmet eylesin, büyük ustanın hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz. Onun bir şiirini de burada okuyalım. Şu mısralardaki büyüklüğe bir bakınız.

Hakk yoluna gidenlerin
Asa olsam ellerine
Er Pir lafı edenlerin
Kurban olsam dillerine

Bir ustaya olsam çırak
Bir olurdu yakın ırak
Kemiğimi, yapsam tarak
Yüz zülfünün tellerine

Önüm hakka döndürseler
Kemiğimi kavursalar
Harman gibi savursalar
Muhabbetin yellerine

Evladıyız bir babanın
Torunuyuz bir dedenin
Münkir ile cenk ederin
Silah olsam bellerine

SEYRANİ kaldır parmağın
Vaktidir hakka durmanın
Deryaya akan ırmağın
Katre olsam sellerine
0