Şairlerin diliyle Erciyes

Bir gün dolaşırken eteklerinde,
Bir yol gördüm Erciyes’e doğru giden
Kar beyaz başını yüreğimde resmederken
Bir yol gördüm Erciyes’e doğru giden
Bu kaçıncı aşk diyordum, bu kaçıncı aşık
Her yürekte taşınır mı bu zirve?
Her gönülde bu yanardağ, bu volkan
Bütün zamanlarda kıble gibi yürekleri kavuran
Tennuri gibi yanan, Burhaneddin gibi savrulan
Bir gönül diyordum, bir ocak diyordum
Bir yol gördüm Erciyes’e doğru giden,
Ressamlar oturmuş dizi dizi,
Şairler gördüm mısra mısra
Ben de katıldım işte bu kervana
Bir yol gördüm Erciyes’e doğru giden.
Siz yüce nedir bilir misiniz?
Bilmezdim Erciyes'i görmeden yücenin ne olduğunu,
Bir kutup gibi cezbedici
Eşşiz bir tablo gibi,
Nadide bir heykel gibi,
Muhteşem bir kitap gibi olmak ne demek
bilir misiniz?
Beni çağırıyordu Erciyes, açmış kucağını
Nasıl olurdu böyle bir şey
Bir gelinin tazeliği
Bir ak saçlı bilgenin tevazusu
Böyle yan yana nasıl olabilirdi?
Şimdi Erciyes'te olmak vardı dediniz mi hiç?
Demedinizse siz yücenin ne olduğunu bilmezsiniz
Öyleyse tatmadınız gerçek aşkı
Öyleyse bir yüceliğin peşi sıra gitmediniz hiç.
Bir ahu gözlünün, ay yüzlünün nuruna vurulmadınız.
Öyleyse hiç yaşamadınız hiç....
S.Burhanettin AKBAŞ
*******************

Erciyes’in değeri şairler için çok büyüktür. Hemen her şair yüreğini Erciyes’e kaptırır. Çünkü, her şair, Erciyes’in kendisini çağırdığına inanır ve ona doğru koşar.

Sana geleceğim yine, açmışsın bana bağrını,
İçimde bir ukdeydi, endâmın, boyun Erciyes !
Görürsem bir gam yemem, taşını toprağını,
Sinan’dan bilirim, asildir soyun Erciyes !
 Mümtaz Beğen

 Erciyes’in canlı bir varlık olarak görüldüğüne ve kişileştirildiğine şahit olmaktayız ki Şair Mümtaz Beğen de “Erciyes’in soyca asil” olduğunu düşünmekte ve Erciyes’le Mimar Sinan arasında bir bağ kurmaktadır.

Türk Edebiyatı’ndaki Erciyes’i konu almak, dibi görünmeyen bir kuyuya dalmak gibidir. Ama Türk Edebiyatı’nın büyük ustalarının kaleminden Erciyes’i okuduğumuz yıllarlı da unutamayız.

Karacaoğlan’ın
Erciyes 'e yağan karlar,
Seher ile göçer eller,
Zamanında Elif derler,
Bir küçücük gelin gördüm.
Deyişini. Ya da
Ali Dağı, Erciyes'in eteği
Yiğitler yatağı, sümbül biteği
Yüce tepelerin Avşar yatağı
Burcu burcu kokar gülün Erciyes

Deyişini unutmak mümkün müdür?
Yahut da Dadaloğlu’nun
Gönül arzuladı Niğde'yi Bor'u
Gün günden artmakta yiğidin zarı.
Çifte bedestenli koca Kayseri,
Erciyes karşında yaman görünür.

Mısraları da hafızalardan gidecek gibi değildir.

Faruk Nafiz’in İncesu yolundan Erciyes’e doğru koşarken o meşhur “Han duvarları” şiirinde

Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu
Hancı dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?

İfadesi de kulaklarımızda hala çınlamaktadır. “Han Duvarları” adlı uzun şiiri yaylı arabayla Ulukışla üzerinden Kayseri'ye giderken yazan Faruk Nafiz Çamlıbel gibi. 1922'de Kayseri'de edebiyat öğretmenliği yapan Çamlıbel, bu süre boyunca Kayseri'nin doğal güzelliklerini, özellikle de zirveleri her daim karlı Erciyes'i mısralarına taşımış:
“Daha gün batmadan üstünde beyaz
Erciyes'in
Bürünür tarlaların, bahçelerin rengi yasa
Karlı bir burcu gezen nuru donarken güneşin
Atlılar, kafile halinde dönerler Talas'a...”
Türk edebiyatının son yıllarda yeniden keşfedilen yazarlarından Nahid Sırrı Örik de “Anadolu'da Yol Notları”nda Erciyes'ten bahsetmeyi ihmal etmemiş. 1936 yılında kaleme aldığı yazıda Kayseri'ye dair beş günlük izlenimlerine yer veren Örik, geceleri seyyahların cümleleriyle tanıdığı Kayseri sokaklarını gündüzleri adım adım gezmiş. Ve bakın not defterine duygularını nasıl iliştirmiş: “Taze bir mehtabın ışıkları içinde karlara bürünen Erciyes, o kadar güzel ve heybetli ki, şehre adamakıllı girmeden gözlerimi ondan ayıramadım.”
Ceyhun Atuf Kansu ise Erciyes'i bir şiirinde şöyle anmış:

“Bir yurtta bir dağ varsa Erciyes gibi bir dağ yeter
Umutları, kavgaları, ozanları beslemeye yeter!
Yitirdinse çocukluğunu, dağ başına bak yeter,
Döner gelir en güzel masalları kış günlerinin”
İşte edebiyatın sihirli değneğiyle Erciyes.
“Bence Erciyes, en güzel Kayseri'den görünüyor. Boşuna oraya kurmamışlar şehri… Bütün gün durup seyretmek için olacak. Erciyes bir Selçuklu elinden çıkmış gibi. İşlenmiş, oyulmuş, üstüne karları yerli yerince oturtulmuş, boyanmış, nakışlanmış, oracığa koyulmuş gibi. Ağır ama ince. Erciyes'in aksi Sultansazı'da… Erciyes mor, Sultansazı'ndaki Erciyes süt beyaz. Kayalıkları süt beyaz… Sultansazı'nın tam yanında gökyüzü görünmez oldu. Dünya yalnızca Erciyes'ten ibaret. Erciyes yıldız yıldız ışıldıyor. Arkasında, tam doruğunda da bir parça ak bulut var. Bir kayadan, bir koyaktaki karlıktan fışkırmış gibi…. Erciyes dev bir peri bacasına benziyor, tıpkı. Daha renkli, daha uzak, daha ağır, daha korkulu, daha ışıltılı, kalaylı, daha insan elinden çıkmış gibi. Daha büyülü, dumanlı, bulutları salkım saçak, yürüyor gibi, daha da canlı…” Yaşar Kemal Erciyes'i işte böyle anlatıyor, bir gün Ürgüp yollarına düştüğünde…


Şair Kadir Karaman ise “Erciyes ve Çocuk” şiirinde çocuktan ağlamamasını ister; çünkü Erciyes, çocukların ağlamasına dayanamamaktadır.
 Ey çocuk!
Sus, ağlama!
Yüreğim delilenir!
Ey çocuk!
Sus, ağlama!
Duyarsa Erciyes celâllenir!

Hasan Karakaya’nın destan gibi yazılmış Erciyes şiirinde ise Erciyes’in Kayseri ile tamamen özdeşleştirildiğini görüyoruz.
 Kimisi havanı suyunu sever
Gittiği yerlerde söyler, ERCIYES
Kimisi halk eden hakkı düşünür
Seninle ol Rabbı bulur, ERCİYES
 
Ağrı dağı durur senle asırda
Kar’lar yağar kar üstüne nasırla
Ne arasan bulamazsın kusurda
Bembeyaz teniyle durur, ERCIYES
 
Başı yüksek’lerde süzer ovayı
Yudumluyor bak tertemiz havayı
Ben neyleyim sen varken sarayı
Dayadım sırtımı sana, ERCİYES
 
Yaz imiş kış imiş  sana fark etmez
Soğuktur sıcak’tır oda kàr etmez
Üstünden bembeyaz karın erimez
Ağustos’ta kar satarsın, ERCİYES
 
Kayseri denince gelirsin akla
Herkes seni bilir açık bir farkla
Şark’ın yolu geçer bağlarsın garba
Bitmez misafir’in senin, ERCİYES
 
Bir yanda yemyeşil ovalar çaylar
Karşıda gazele dönüştü bağlar
Eteğinden soğuk suların çağlar
Sofralarda hep sen varsın, ERCİYES
 
Güneyi yaz günü kuzeyi kıştır
Ona sevda sorma? bambaşka iştir
Yeryüzünde bunlar güzel nakıştır
Kayseri’yi sen süsledin ERCİYES

Hiç çıkarmaz üzerinden beyazı
Bazen kızar durmaz verir ayazı
Uzaktan göz kırpar edersin nazı
Nazın muhabbete döner, ERCİYES
 
Başın yükseklerde bulutlar okşar
Fırtınalar  üstünde bağrında koşar
Bilmeyen anlamaz hak için coşar
Yükselir durmadan güzel, ERCİYES
 
Bastın Kayseriyi kucağına bağrına
Ne derlerse desin gitmez agrına
Bolca su akıttın verdin hayrına
Hayır seven bir vakıfsın, ERCİYES
 
Kolları uzunca Toros’tur adı
Sana söz geçmiyor emretmiş kadı
Nice ehli salip sana tırmandı
Geçit verdin dar yollardan, ERCİYES
 
Asırlarca dimdik ayakta durdun
Gece gündüz olan her şeyi gördün
İstediler sırdan sen serden verdin
Karın gibi sırrın berkmiş, ERCİYES
 
Gönlüm sende değil seni yapanda
Sana bakıp o ufkumu açanda
Tarihlerde şahit geçen zamanda
Dile gel de anlat hele, ERCİYES
 
Anlatmak mümkün mü seni yazıyla
Yetinelim bu kadarcık azıyla
Kimi övdü kimi yerdi sazıyla
Bizlere de yazmak düştü, ERCİYES

Hasan Karakaya

Ahmet Tevfik Ozan ise Erciyes’in karlı başı ile yüreği arasında bir ilgi kurar ve Erciyesli “temiz kalpli” olarak vasıflandırır.
Erciyes
Kim öper eteğini, yeşil kırmızı sarı
Çiçeklerle iz kalır pak yürekli Erciyes!
Yıldızlara, doruğun; götürür mü yolları?
Eğilmemiş başında, ak çelenkli Erciyes.
İbrahim Nazım Ülker ise kendini Erciyes’e benzetenlerden bir şairdir. Bir tarafta dondurucu soğukta üşürken diğer tarafta yüreğinde büyük bir yangını vardır şairin.
Bir ayaz aldı üşüyorum Erciyes'te,
Hayalinle yalnızım...
Hep böyle olur seni düşününce,
İçimde cehennemden bir yangın,
Ve buz tutarım...
Erciyes dağını beyaz gelinlikli bir geline, ak saçlı dedeye, beyaz güvercine, dervişe, vb. gibi yapılan benzetmelerin sayısını bulmak neredeyse imkansızlaşır. A.Uğur Olgay, Erciyes’le ilgili en güzel şiirleri yazan şairlerden biri ve Erciyes’i “bağdaş kuran bir dervişe” ve “bembeyaz bir güvercine” benzeten de odur.
erciyes:
güneşe doğru havalanan bembeyaz bir güvercin.

erciyes:
anadolu'nun tam ortasına bağdaş kurmuş bir derviş.

erciyes:
en uzak yıldızın yeryüzündeki en görkemli çıngısı

erciyes:
tanrı bakışlı çocukların lavlardan yoğurdukları doğal piramit

erciyes:
zaman kuyusundan sonsuzluk çeken koca bir çıkrık

erciyes:
göğe ağan hiç bitmeyecek bir senfoni

erciyes:
anadolu tarihinin bir numaralı görgü tanığı

erciyes:
ezilen halkların dayanç anıtı, başkaldırı çığlığı

erciyes:
zamana meydan okuyan Anadolu'lu bir cengaver

erciyes:
anadolu'nun boynunda takılı inci bir kolye

erciyes:
ülkemin alın yazısında tek okunaklı yer

Olgay, “halkım Erciyes dağına ne kadar benziyor” diyerek Türk halkı ile Erciyes dağı arasında bir ilgi kurmaktadır:

devleşiyor halkım

anadolu'm
büyütüyor sevgiyi
zaman beşiğinde
öncesizden beri

sevgi büyüdükçe
özgürleşiyor halkım
türkiye'lileşiyor
devleşiyor

halkım
erciyes dağı'na
ne kadar da benziyor

Şair, İsmail Tarhan ise “Mevsimlerle Erciyes” şiirinde genç yaşta Erciyes’e vurulduğunu ifade ediyor.  
Erciyes,
bana bu genç çağımda
verme sende keder, yas.
gelip sana vuruldum..
uzak, çok uzak yerlerden.
karşında ağlıyorum bak.
Gözleri, gönülleri alıcı,
coşkun bir güzellik seli önünde
görmez oldum dört yani!
berrak ve oynak, tatlı bir bahar sabahı,
vurunca güneşin rengi yamaçlarına,
gözlerin dalar,süzülür gönlüm gibi
engin ve renkli havalarda her yana!
Bekir Oğuz Başaran ise kendini “Erciyes Çocuğu” olarak isimlendiren Kemal Ahmet Şen’in tavrına yaklaşıyor ve Erciyes’e “Senin çocuğun olmak yetişmez mi gurura” diyor.
ERCİYES
Bulutlar üzerinde gark olmuş gibi nûra
Sana baktıkça rûhum kanatlanır huzûra
İklîminde yaşamak insana büyük onur
Senin çocuğun olmak, yetişmez mi gurûra?

Bekir Oğuzbaşaran

Betül Övünç ise kendisini Erciyes’in kızı olarak takdim ediyor şiirinde.

Sen koca Erciyes’sin..
Bir zamanlar lavlar fışkırmış yüreğinden,
Yanmış, erimişsin…
Ateşin, başını yemeye ramak kala sen!
Tüm yangınlarını emip geriye,
İçine hapsetmişsin…
Sen koca Erciyessin….

Sönmüş yanardağsın güya…
Kuytularında gizlediğin lavların
Ve içinde kuduran o yangın…
Yanmakta! Halen yanmakta!
Ve biliyorum,
İçinde, elleri sobaya değmiş bir çocuk ağlamakta!

Başındaki, o beyaz şapka,
Teslim bayrağı mı aşka?
Söyle yoksa dedin mi ‘Pes’
Ah koca Erciyes,
Kime kıyamadın da ha söyle!
Tüm alevleri basıp da bağrına
Kendini yaktın böyle…

İçin için yanmak mı ödenecek bedelin…
Koy ortaya, salıver tüm yangınını,
Bırak kopsun kızılca kıyamet!
Güneş öpsün alnını….

Sen koca Erciyes’in,
Ben senin kızın!
Dik olmalı başımız…
Ayakta dimdik ve gururla bakmalı gözlerimiz
Ölüm bile bize geldiğinde ansızın.
Ekrem Şama ise “Anla Bizi Erciyes” şiirinde Erciyes’e sitem dolu sözler sarf eder. Bu sitemi Erciyes ne kadar hak eder bunu kimse bilemez ama şair yüreği, bakın Erciyes’e neler yüklüyor neler…
"Şanlı dağ bu mu?" diyor, halini gören herkes,
Evvel böyle değildin, çok değiştin Erciyes!

Malazgirt’ten bu yana, direğiydin bu yurdun,
Allah aşkıyla daim, sağlam ve dik dururdun.

Milletine şefkatle bakardın bir zamanlar,
Gölgende yaşıyordu, erenler kahramanlar.

Gözlerine bakardı, Balkan Kafkas ve Cudi,
Vakarlı duruşunla, zalim yola gelirdi.

Şanlı gemiler sana bağlardı halatları,
Sen beslerdin akınlar için yiğit atları.

Fırtına bulutları, sana çarpıp erirdi,
Gül kokulu fidanlar, gölgende yeşerirdi.

Yüzyıllarca sırtını sana dayadı Konya,
İstanbul`a bakınca, seni görürdü dünya.

Sakarya`da sen vardın, Çanakkale`de de sen,
Dayatılan atlası sen yırttın desen desen.

Zor günlerde açmıştın, Ankara için kucak,
Sen ana rahmimizdin, yine sensin sığınak.

Dost kılıklı düşmandan, pahalı dersler aldık,
Şimdi muhtacız sana, inan ki çok bunaldık.

Zulüm yine hortladı, yutmak istiyor bizi,
Sen dinlemezsen kime dökeriz derdimizi.

Korkarım büyülemiş seni dünya hayatı,
Kalıbına güvenme, kuşan maneviyatı.

İmanın mı zayıf ki, kapılmışsın gurura?
Yoksa ferasetin mi paslandı dura dura...

Oyuncağı gibisin, zirvedeki dumanın,
İnanmak zor bu kadar sarsıldı mı imanın?

Sırtına mühür vurur, görmez misin her bahar?
Kendine gel Erciyes! Unuttun mu? Allah var!..

Ekrem Şama
Ahmet Herdem ise Erciyes’i “kardan gelin”e benzeterek benzetme kervanına katılmaktadır.
Adana'da sıcaktan taşlar çatlıyor
Maraş'ta bir Yörük keçi otluyor
Malatya'da bir Bacı kaysı topluyor
Erciyes kardan gelin gibi Türkiye’m

Ahmet Erdem
Sevim Aslanalp ise “Erciyes’te kar var, yürekte ateş” diyerek bu zıtlıktan yararlanıyor ve sonra da Erciyes’le vedalaşıyor.
Erciyes‘de kar var, yüreklerde ateş

Salınıyor gün, dumanlı doruklarda,
Öpüşüyor doruklar,bembeyaz bulutlarla.
İlim,irfan fışkırmış, Erciyes’ten lav yerine,
Aşklar kümelenmiş,Kayseri otağına,

Erciyes‘de kar var,yüreklerde ateş

Yaslanmış doruklara, ışıltılı yürekler,
Yaşıyorlar eteğinde, ellerinde bereketler.

Sürmeledim gözlerimi,aşk kokulu doruklarla,
Doldurdum kulağımı, rengarenk duygularla,
Isıttım ellerimi,sıcak dokunuşlarla,
Sarmaladım yüreğimi, dost hatıralarla,

Gidiyorum…

Erciyes ‘de kar var, yüreğimde ateş.
Sinan Oğuzhan ise dert ortağı olarak kendine Erciyes’i seçmiş, “Erciyes’le sohbet” şiirinde bütün acılarını, dertlerini Erciyes’e sıralıyor.
Biz doğmadan ölmüştük be Erciyes!
Sevmek bize yaraşır, ancak haramdı.
Varlığı bize ait olmayan bu bedenlerle,
Gurur enkazıydık, yeşeremedik bile.

Bir kere haykırmıştık be Erciyes!
İçimizdeki sevgiyi, kızıl semalara.
Zebil olmuştuk, akşam hüzünlerinde,
Gece darbesiydi, acılar giydiren yalnızlığımız.
Bünyamin Mantıcı ise “Resim” şirinde Kayseri panoraması çizerken Erciyes’i “kır saçlı” görenlerin arasına katılıyor.
Çıktım Ali dağının yüksek başına
Şehri Kayseri’yi gözlemek için
Yöneldim kır saçlı Erciyes sana
Tabiat harikasını izlemek için
Ahmet Tevfik Ozan ise terk edilmişliğini, yalnızlığını dile getirdiği şiirinde “Erciyes’in karı”nı motif olarak kullanıyor.
“Yarı açık cezaevi, Kayseri;
Toprak tozlu sıcak; Erciyeste kar!...
Bir kilim sermiştik volta yoluna;
Ve sen ne demiştin: Ölüme kadar!...


“Erciyeste kar diyorum, bu akşam;
Benim kadar terkedilmiş değildir
Karanlığa yar diyerek sarılmış
Ümitleri benimkinden yeşildir...

Ahmet Tevfik Ozan
Aşık Ali Çatak ise “Erciyes” şiirinde yöreden yetişmiş usta bir halk şairi olarak Erciyes’i çok değişik yönleriyle ele almayı başarıyor.

Erciyes

Yaz bahar ayları Türkmenler göçer
Mayısta kuzuyu anadan seçer
Şifalı suyundan kaç dertli içer
Dertli dava bulur sende Erciyes

Kayseri, Develi güzel düzünde
Tül duvak misali karlar yüzünde
Bir gelin gibisin aşık gözünde
Güzelsin dedikçe hem de Erciyes

Keklikler, kumrular öter ses verir
Lale, sümbül, kekik, sana süs verir
Kevenin dikenli, amma püs verir
Dağ çayın kokuşu demde Erciyes

Öksüz kuzun anam diye meler mi
Ayşe ağılları süpürükler mi
Fatma çocuğunu çözüp beler mi
Ter, bene karışmış tende Erciyes

Kalaylı kazanda sütler kaynar mı
Gelinler baş tutup kızlar oynar mı
Senden ayrı düşen bilmem onar mı
Ayrılığa sebep kimde Erciyes

Yıllar var ayrıyım kan ağlar içim
Küskün müsün bana konuşman niçin
Af eyle, bağışla Çatak der suçum
Derindir hatıran bende Erciyes.
Uğur Arslan ise “Erciyes”in kendisine yüzüne göstermediği için Erciyes’e sitem edenlerden biri. 7 Haziranda Erciyes’in yüzünü görememek onu üzmüş.
yollar
yorgunum
asfalt rengi bir çayın deminde ilerliyorum
önümde yüzünü benden saklayan bir dağ
bitkin bir adam dikiz aynasında
tende biraz solgunum
yorgunum
yedi haziran erciyes hala yüzünü saklıyor
Nur Ulusoy ise Hıra Dağı’na benzettiği Erciyes’te inzivaya çekilmek istediğini söylüyor ve telmih sanatıyla bizleri baş başa bırakıyor.
Hirâ Dağı gibi;
Erciyes'e çıkmak
inzivaya çekilmek istemiştim.
O dağda idi gözlerim,
barış güvercini beklerken...

0