Kayıtlar

Şubat 20, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Eskisiyle Yenisiyle Osmanlıcılık / S.Burhanettin AKBAŞ

Resim
Tanzimat döneminin ünlü şairi Namık Kemal bir şiirinde: 
“Amalimiz efkarımız ikbal-i vatandır 
Serhaddimize kal'a bizim hâk-i bedendir 
Osmanlılarız ziynetimiz kanlı kefendir 
Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız biz 
Osmanlılarız can veririz nâm alırız biz” diyordu. 
Evet, eskiden Osmanlıydık biz. Büyük vatan şairinin ifade ettiği gibi “can verip nam alan Osmanlılardık” hem de… 
Aslına bakarsanız Osmanlının duraklama döneminde işler hiç iyi gitmiyordu. Rönesans hareketleriyle batıda başlayan büyük yenileşme hareketi kaçırılmıştı. Bir de Fransız İhtilâli’nden sonra bütün dünyayı kasıp kavuran milliyetçilik rüzgarları Osmanlı ülkesini de etkisi altına almıştı. 
Osmanlı aydınları haklı olarak bu kötü gidişe çareler ararlarken herkes kendince bir yol aramaya başladı. Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük, Batıcılık gibi iyi bir niyetin ürünü olarak kurtuluş çareleri olarak ortaya atıldı. Birilerinin zannettiği gibi bu görüşler bir pastanın dilimleri gibi birbirinden çok çok farklı şeyler değild…

Ölümden başkası yalan… / S.Burhanettin AKBAŞ

Resim
Ölümden başkası yalan…

Radyoda çalan şarkı böyle diyor: “Dünyada ölümden başkası yalan.” Her canlı ölümü tadacağına göre, aslında hepimiz hayatın hengamesi içinde ölümün farkındayız ama nedense ölümü fazla düşünmemeye çalışıyoruz. Öyle ya… Ölümü düşünmek bizi yoruyor. Ölümü düşünmek bizi hüzünlendiriyor. Ölümü düşünmek bir noktada hepimizin elini kolunu bağlıyor. O yüzden bu koşturmacaya kaptırıveriyoruz kendimizi ve unutuveriyoruz ölümü. Ölümü unuttuğumuz zaman rahata erdiğimizi sanıyoruz. 
Ölüm ise sanki köşe başında bekler gibi bekliyor hepimizi. Zaman zaman karşımıza şöyle bir çıkıp kendini hatırlattığında ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Her ölünün ardından gözyaşı dökerken aslında sadece vedalaştığımız kişi için değil, aslında bir parça da kendi ölümümüze ağlıyoruz. 
İmanımız mı sağlam değil ki ölüm karşısında çaresizliğimizi çözmeye çalışıyoruz? Hayır, bence hepimiz ahiret konusunda hemfikiriz. Ondan zerre şüphemiz olmasa da, ben de dahil herkes ölüm konusunda istediği kadar ahkam kes…

İCAT ÇIKARMAYIN (!)... ÇIKARIN, ÇIKARIN (!)... /S.Burhanettin AKBAŞ

Resim
İCAT ÇIKARMAYIN (!)... ÇIKARIN, ÇIKARIN (!)...
Kayseri’de eskiden beri bir söz vardır, bilirsiniz. Bir insan biraz yeniliklerden yana olsa, bazı şeylerde değişiklik yapmaya kalksa, Kayseri’nin yerel ağzında yer alan bir sözle karşılaşır. Ona hemen: 
-İcat çıkarma ! deriz. 
Buradaki “icat”, bazen yenilik, bazen modernlik, bazen bir buluşun karşılığı olabilir. 
Biz yeniliklere, değişime kapalı insanlar mıyız acaba? Yoksa böyle bir sözü niye söyleyelim? 
“Bırakın halkımız icat çıkarsın. Kendini yenilesin, yeni buluşlar ortaya koysun. İcat çıkarmak, insanların kendilerini geliştirmelerinin adı olsun.” Gençleri bu eğitim sisteminin içinde basma kalıp yetiştirmeyin, onlar yeniliklere açık olsunlar, kendilerini geliştirsinler dedikten sonra bu sözü toplumun geneline uygulayarak düşüncelerini ifade etsinler. 
“İcat çıkarmayı”, yani gelişmeden ve ilerlemeden yana olmayı sadece eğitimli, yüksek tahsilli insanların işi gibi algılamanın yanlışlığıdır. Halbuki, bu durum kişinin kendisinde oluşan bir öze…

Yörük Ümmühan'ın Hastaneye Kaldırıldığı Gün / S.Burhanettin AKBAŞ

Resim
YÖRÜK ÜMMÜHAN’IN HASTANEYE KALDIRILDIĞI GÜN

S.Burhanettin AKBAŞ

Alanya’nın Kestel Kasabası, Akdağ’ın eteklerinde yemyeşil bir manzarası var. Limon, portakal, muz, hurma, yeni dünya, avakado ağaçlarının yeşilin değişik tonlarını sergilediği yamaçlarıyla; hemen alt bölümünde ise masmavi denizi ile Kestel, yalancı dünyanın cennetlerinden bir yerdir.
Türk’ün aklı hep yükseklerde… Bu yaylalara da Yörükler yerleşmişler. Karıkocalı ve Sarıağa Yörükleri ile karşılaşıveriyorsunuz bu yaylalarda. Özellikle Dimçay havalisi bu Yörüklerin seyrangahı… Buz gibi suların aktığı bu yöre, adeta temmuz sıcağına meydan okurcasına serinletiyor insanı. Yükseklerdeki esinti de işin cabası. Küfül küfül esiyor bir dağ rüzgarı denize doğru. Yörük Ali, kırkına merdiven dayamış, orta boylu, hafif kır saçlı, kızıl yüzlü bir adam… Kayaları yalayıp gelen dağ rüzgarına karşı döşünü bağrını açmış, uzaklara derin derin bakıyor. Yanına varıp Tanrı selamını veriyorum ve yükseklerden Akdeniz’in menekşe tarlasına benzeyen …

İLLÂ EDEP İLLÂ EDEP... /S.Burhanettin AKBAŞ

Resim
İLLÂ EDEP İLLÂ EDEP...

Şair demiş ki: 
“Ehl-i irfan arasında aradım kıldım talep 
Her hüner makbûl imiş illâ edep illâ edep”
Siz de ne hünerler, ne cevherler bulunursa bulunsun bir insanda birinci derecede aranması gereken vasıf edeptir demek istiyor. 
Bir başka şair “edeb”in kaynağını da açıklayarak şöyle diyor: 
“Edep bir tâc imiş nûr-ı Hüdâ’dan 
Giy o tâcı emin ol ber belâdan”
Edep, Allah’ın nurundan bir taçtır insan için / Bu tacı giyen bütün belalardan uzak olur. 
Biz, insanımızı anlatırken “Osmanlı terbiyesi görmüş” , “Osmanlı Beyefendisi” ya da “tam bir Osmanlı kadını” diye onun terbiyesini övüyoruz. Çünkü, Osmanlı toplumunda tanıdığımız birçok kabiliyetli ve büyük insanın kendini anlatırken gururdan, yani nefisten uzak ifadeler kullandıklarını görüyoruz. Mesela Yunus Emre kendine “miskin Yunus” diyor. Divan Edebiyatımızın en büyük şairlerinden biri kendisine “Fuzuli” mahlasını uygun görmüş. Yine birçok devlet adamı, kalem üstadı kendisini anlatırken se’vedubu (çala kalem bir şeyler yaz…

Bir Yudum Mutluluk / S.Burhanettin AKBAŞ

Resim
Bir Yudum Mutluluk
Yıllardır mutluluğu mala, mülke ve ihtiyaçlara endeksledik durduk. 
-Hele bir evim olsun o zaman… 
-Arabayı bir aldık mı gel keyfim gel! 
-Şu para bir çıksa, bak neler oluyor o zaman. 
-Tatil bir gelsin, ayaklarım yerden kesilecek. 
Evler, arabalar alındı. Parasız günler, paralı günlere döndü. Sınavlar bitti, tatil döndü ama ey mutluluk sen nerdesin? 
Maddeyle alakalı görülen mutluluklar gelip geçici… İnsan, maddeye karşı doyumsuzluk gösteriyor. Halbuki mutluluk, -mal, canın yongası olmasına rağmen- gücünü maddeden almıyor. Ev, araba, eşya, madde bir noktaya kadar önem taşıyor. Sadece karın doyurmaya, gösterişe ve süse dayandırılan mutluluk, aslında mutluluk bile sayılamaz. 
Mutluluk özünü ruhumuzdan almalıdır. Günlük hayatın hengamesi içindeki insanlar, birazcık durup kendimizi dinlemeyi öğrenmeliyiz. İnsanoğlunu “para kazandırma makinesine” döndüren çarklardan bir an olsun kurtulduğumuzda ruhumuzun derinliklerini, o vadilerdeki serinlikleri, güzellikleri, iyilikleri keşfe…

Ben senin baktığın yerdeyim / S.Burhanettin AKBAŞ

Resim
Ben senin baktığın yerdeyim

Korkma bir tanem, ben buradayım 
Namlunun ucunda duran mermi gibi tetikteyim 
Sen bana bakmak için yorulma sakın 
Ben senin baktığın her yerdeyim 
Sigaranı yiğitçe yak ve karşıma keyfince kurul 
Seni mağlup etmek isteyen düşman karşısında beni bulur 
Biz bir kere söz verdik mi, sözümüz namusumuz olur 
Korkakların işidir sinsi sinsi dolaşmak 
Palavralar atıp iftiraya bulaşmak 
Onları boş ver sen 
Hayatta bir sen bir de ben 
Feleğin çemberinden kaç kere atlamışım 
Dertleri, kederleri toplayıp katlamışım 
Ben seni unutmak için sevmedim ki 
Benim hançerim senin yanında kedi yavrusu olur 
Gözlerim şahin yuvasında bir annenin bakışı 
Senin sırtın benim sırtım gibi güvende durur 
Ben seni unutmam, unutamam 
Korkma bir tanem, ben buradayım 
Namlunun ucunda duran mermi gibi tetikteyim 
Sen bana bakmak için yorulma sakın 
Ben senin baktığın her yerdeyim 

Seyit Burhanettin Akbaş