OLMAZ İKİ TANE İSTERİM

Kayserili bir gün mağazaya gider. Bir ceket almak ister. Ceketi
gösterip:
-Ne kadar?
Mağaza sahibi:
- 20 milyon.
- Çok pahalı, baksana rengi filan soluk.
- Tamam 15 milyon olsun.
- Yahu bunun markası filan belli değil, astarı da kaymış.
- Tamam abi 10 milyona götür.
- Hayır baksana düğmeleri uyumsuz, omuzları düşük.
Bunun üzerine mağaza sahibi :
-Al bedavaya götür,
Deyince Kayserili:
-Olmaz 2 tane isterim der .

Otuz iki diş


Tıp Fakültesinde ve diğer okullarda okumakta olan öğrenciler, TUS (Tıpta uzmanlık sınavı) ve sonrası seçmek istedikleri uzmanlık alanlarında konuşurlar. Kimi öğrenciler beyin cerrahisini, kimileri kalp uzmanlığını, kimileri kulak-burun-boğaz uzmanlıklarını tercih edeceklerini belirtirler. Sıra Kayserili öğrenciye gelir, kendisinin diş doktoru olmak istediğini söyler. Sebebini soranlara ise:
-İnsanların bir beyni, bir kalbi, bir burnu, bir boğazı var ama 32 dişi var.



Bu koltuk Trabzon a gitmez


Kayserili Trabzon’a gitmek için uçağa biner. Uçak görevlileri ve
orada bulunan herkes Temelin koltuğa yanlış oturduğunu söylerler. Ancak bir türlü koltuğundan kaldıramazlar. Kayserili:
-Bana 50 milyon lira verin onu yerinden kaldırayım.
Görevliler teklifi kabul eder ve 50 milyon lirayı vermeye razı olurlar. Kayserili Temelin kulağına bir şey fısıldar ve Temel yerinden hemen kalkar. Kayseriliye bunu nasıl yaptığını sorarlar. Kayserili de:
-Bu koltuk Trabzon’a gitmeyi, bu koltuk Kayseri ye gidiyor dedim.



KOLAY SAYARSIN


Kayserili küçük Ahmet bir gün gittiği bakkal sahibine şöyle der:
-Bakkal amca niçin her gün bana küçük yumurta veriyorsun?
Bunun üzerine bakkal sahibi:
-Kolay taşıyasın diye, der.
Ahmet alışverişini yapar ve parasını vererek dışarı çıkar. Paraları sayan bakkal, paraları eksik olduğunu görür. Koşarak Ahmet’in peşinden gider ve:
-Oğlum! Paraları eksik vermişsin.
Ahmet’in cevabı bakkalın daha önceki cevabını aratmayacak derecededir:
-Kolay sayasın diye...

İkinci kitap


Beyazıt meydanında Bir Kayserili kendi yazdığı “Anında Köşe Dönmenin 38 Kuralı” adlı yüzlerce kitabını tezgaha yığmış. Anında zenginleşmek isteyen vatandaşlar anında kitapları tüketmişler. Bir hafta sonra adamın biri Kayserilinin yanına gelerek:
-Yahu bu kitapta köşe dönmekle, zenginleşmekle ilgili bir cümle bile yok. Burada sadece iğneden ipliğe hatta ibrikten tırpana kadar her şeyin Kayseri’den alınması gerektiğinden başka bir şey yazmıyor.
-Bu aldığın kitap birinci cilt. Yani ticareti anlatan cilt… Hele bekle yakında yatırım konusunu ele alan ikinci cildi yazacağım, demiş.

Umarım denizde Kayserili yoktur


Kayseriliden kazık yiyen bir Ermeni, Kayserilinin olmadığı bir yere yerleşmeye karar verir. Dünyanın birçok ülkesini ve şehirlerini dolaşır. Tüm gezdiği yerlerde bir Kayserili ile karşılaşır. En sonunda Amerika’nın New York şehrine gelir ve burada Kayserili yoktur diye buraya yerleşir. Aradan bir süre geçtikten sonra topal bir adamla tanışıp ahbap olur. Konuşmaları sırasında bu adamın da Kayserili olduğunu öğrenince:
-Sizin toplanız burada ise topal olamayanınız bilmeme nerede...
Diye kendisini denize atar.
-Sanırım burada Kayserili yoktur, der.

YEMEKLERİN PADİŞAHI


Kayserili vaiz ... hoca efendi baklavayı çok severmiş. Bir gün vaiz
efendiyi yemeğe davet ederler. Fakat vaiz efendinin baklavayı çok sevdiğini bilen ev sahibi ve davetliler baklavayı saklayarak ne yapacağını merakla beklerken bütün yemekler gelir ve yenir. Vaiz efendi etrafa bakarak başka yemek kalmadığını zanneder “elhamdülillah” der ve kalkar. Bu arada, baklava sofraya konur. Vaiz efendi bakar bakar ama sofradan kalktığı için bir türlü oturamaz. Ancak Kayserili zekasını kullanarak orada bulunanlara hitaben:
-Arkadaşlar bir dakika. Şu anda padişah gelse ne yaparsınız?
Orada bulunanlar:
-En güzel ikram ve izzette bulunur, başköşeye oturturuz, derler.
-Öyleyse baklava da yemeklerin padişahıdır. Durun başköşeye oturtayım.
Ve tekrar sofraya oturur ve baklavayı yemeğe başlar.

YÜKÜ ŞEKER OLSAYDI


Kayserili adamın biri evinde oturmuş ailesi ile çay içiyormuş. Fakat
ne yazık ki adamın çayının şekeri kıtmış. Hanımından şeker istemek için konuşmadan bardağını durmadan karıştırıyormuş. Öyle karıştırıyormuş ki: hanımı dayanamayıp:
-Bey nedir senin yaptığın, durmadan bardağı karıştırıyorsun. Gören de şangır şungur deve kervanı geçiyor sanır.
Bunun üzerine adam:
-İnşallah devenin yükü şeker olur, demiş.



Not: Daha fazla Kayseri Fıkrası okumak istiyorsanız 1000 Kayseri Fıkrasının yer aldığı www.fikra38.blogspot.com adresine bekliyoruz sizleri.
Yorum Gönder

Popüler Yayınlar