İSTİKLAL SAVAŞI GAZİLERİMİZDEN İSMAİL TÜRKÖZ ÜN DİLİNDEN KURTULUŞ SAVAŞIMIZ

Öğrencim Serap Türköz e Bünyan Ticaret Lisesinde bir görev vermiştim. Aile büyüklerinden İstiklal Savaşı gazilerimizden İsmail Türköz ile söyleşi yapacaktı. Serap Türköz, bu söyleşiyi gerçekleştirdi ve biz de o zamanlar Bünyan Kültürü dergisinin Mayıs 1993 / 6. sayısında yayınlamıştık. Gazimizin ses kaydının çözümleyerek yayına vermiştik.
Buradan sizlere gazimizin anlattıklarını özetleyerek nakledeceğim:
"BABA VE İKİ OĞUL ASKER"
"Askere gitmeden önce bekardım. Evlenemezdim çünkü babam Sarıkamış ta, kardeşim de Samsun da askerdi. Anneme bakan kimse yok diye beni bırakmışlardı. Sonradan beni de askere aldılar. Babamı bir daha göremedim. Ama kardeşim geldi. Çünkü o Samsundaydı. Cephede olmadığı için müfreze idi. Yani takipçiydi."

ÖNCE DOĞU CEPHESİNDEYMİŞ
"Harbiye Nazırı Adnan Paşa, Erzurum da ordu komutanıydı. Biz, Ağkoyun Yaylası, Koç Yaylası, Bayburt Yaylası, Sarıkamış ta ve Palandöken Yaylalarında bulunduk ve buralarda savaştık.
BATI CEPHESİ VE KURTULUŞ SAVAŞIMIZ"Ordu kumandanı Yakup Şevki Paşa, İstanbul Kadıköylüydü. Ali Hikmet Paşa kolordu kumandanıydı. Fırka (tümen) kumandanımız Naci Tınaz ve alay kumandanımız da İbrahim Bey di.
Bir gün İbrahim Bey dedi ki:
-Cephane kalmadı, asker kum gibi kaynıyor. Hiçbir şey yok dedi. Dört fırka(tümen), dağın ardında aç susuz bekliyor. İsmet Paşa, Ali Hikmet Paşa, yanlarında birkaç askerle dolaşıp duruyorlar. Askerler de başı başa dayadı oturuyorlar. Mustafa Kemal Paşa, Yakup Şevki Paşa geride duruyorlar. Askerlerden biri geldi:
-Hani paşam cephane dedi. Yoksa biz boş tüfeği düşmanın başına mı çalacağız?
İsmet Paşa:
-Polatlı dan elli araba cephane akşamdan yola çıktı, hâlâ gelmedi, ne yapayım dedi.
O sırada bir onbaşı geldi.
-Paşam düşman bastı, cephane yetiştiremedim dedi.
Paşa:
-O zaman hayvanları kurtarsaydın, dedi.
Bu sırada cephane geldi. Atlar toza belenmiş (bulanmış), iyice görünmez olmuşlar. Bunun üzerine düşman baş gösterince bizim cephane yüklü atlar geri çekildi. Düşman cephane yüklü arabaların üstüne gelemiyordu. Bizim asker düşmanı çembere aldı. Bir kısmını tutsak etti. Onları bekleyenlerin arasında benim köylüm Deli Ahmed in oğlu Hasan da vardı. Hasan askerlerden (tutsaklardan) birine sormuş:
-Siz bizden daha güçlüydünüz. O kadar yanaşıp da niye cephane arabasına zarar veremediniz demiş. Tutsak demiş ki:
-Orada yeşil donlu (elbiseli) askerler vardı. İri gözlü askerlerdi onlar. 
İşte bunlar bizim aziz şehitlerimizdir.
Cephane geldi. Atların gözlerini öpmeyen zabit kalmadı. Cephane askerin içine dağıldı gidiyor. Birer de peksimet verdiler. Yunan orduları daha başımızda...
Ali Hikmet Paşa dedi ki:
-Eğer bugün verdiğiniz toprağı yarın alamazsanız, hepimiz idamı hak ederiz. Altmış paralık Yunan askeri, Türk topraklarında at oynatamaz. Bu ne demek? Bu muharebe bize Hz. Peygamberimizden kalmıştır. Ya Türk ismi tarihten silinecek ya da bu Yunan buradan çıkacak. Aziz şehitlerimizin kanıyla yoğrulan bu topraklar yalnız Türklere aittir ve bundan sonra da böyle olacaktır.
4., 5., 6., 7. fırkalar (tümenler) harekete geçti. Ben 7. fırkanın (tümen) 23. alayındanım. Bu fırkada 32 ay durdum. Kumandan 6. fırkaya süngü takdırdı. Çatır çatır süngü takıldı. Kumandan dedi ki:
-Askerlerim etten kale yapıp düşmana öyle varacağız. Birbirinize hakkınızı helal edin.
Hücum emri gelip de Allah Allah sesleri içinde asker hücuma kalktı. Koyun kuzuya karışır gibi karıştılar. 7. fırka hazır ol emri geldi. Biz de düşmanla karıştık. Düşman bozuldu kaçıyor. Elli adım gerisinden sıçrama hareketiyle varıyoruz. Bu arada İbrahim Bey, gediğe çıkınca vuruldu. Alay kumandanımız şehit oldu. Gidiyordum ama gözüm ondaydı. Düşman Afyon a doğru gidiyor. Amma biz de yorulduk. Düşman hem kaçıyor, hem ateş ediyor. Sağ yanımda bir arkadaş vardı. Bir sıçrayınca eyvah dedi ama ney fayda, alnından vuruldu. O da şehit oldu. Ben de ilerlerken kurşun şap etti. Tüfek dalımdan (sırtımdan) düştü. Nereden vurulduğumu bilemiyorum. Sıhhiyelerin yanına vardım. Sargı bezi var mı dedi. Bizim sargı bezimizi ceketimizin içine dikerler.
-Aha şurda dedim.
Sıhhiye elini döşüme soktu. Arıyor beni. Huylandım.
-Sen para arıyon ya ben daha ölmedim dedim. Kanlı elimle suratına şap diye vurunca yere yapıştırdım. Neyse... Kolumu şöyle yalandan sardılar.
-Eli ayağı tutanlar, bu düşmanın işi belli olmaz Haymana ya dediler.
Bizi Ankara nın Kazası Haymana ya götürdüler, orada tedavi olup ihtiyat kuvvet olarak orada kaldık.
Biz anlı şanlı Türk Milletiyiz, bunu herkes böyle bilsin.
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kayseri’nin Etnik Yapısı

KAYSERİ’DE ZEYNEL ABİDİN TÜRBESİ, HANGİ ZEYNEL ABİDİN’E AİTTİR?

KAYSERİ’DE ZİYARET YERLERİNDEN BİRİ: KOYUN BABA TÜRBESİ