Arabaşı / S.Burhanettin AKBAŞ

ARABAŞI


Kayseri’de uzun kış geceleri Arabaşı denilen bir yemek pişirilir. Hatta komşular arasında Arabaşı partileri yapılır. Arabaşının özel bir yapılışı vardır. Undan yapılır ve özel bir kıvamda tepsilere dökülen hamur, tavuk suyundan yapılan bir çorba ile çiğnenmeden yutularak yenir.
Bir akşam hastanenin acil servisine bir hasta getirilir. Adam ölmek üzeredir, hemen rontgeni çekilir, çeşitli tahliller yapılır. Nöbetçi doktor, adamın midesine bakar ki tuhaf bir görüntü var. Ne olduğunu anlayamaz, çünkü böyle bir şeye o güne kadar rastlamamıştır.
Doktor arkadaşlarını çağırır, adamın midesinde duran kat kat görüntüyü onlar da çözemezler. Hasta sahipleri çağrılınca durum anlaşılır. Adam o gün bir tepsi mantı yutmuş ve midesi iflas edip onu nefes alamaz hale getirmiştir.


Yedik yedik ölmedik


Hoca talebelerini toplayarak davete giderler. Orada yemek yedikten sonra baklava ikram ederler. O sırada cenaze zuhur eder. Talebelere şu tavsiyede bulunur:
-Bakın ben gelene kadar baklavaları yemeyin zehirlidir, der ve cenazeye iştirak eder.
Hoca gedikten sonra talebeler baklavayı yer bitirirler. Hoca cenazeden dönünce baklavanın yendiğini ve testinin de kırıldığını görünce çocuklara kızar. Bir tanesi hocaya şöyle cevap verir:
- Hocam bir kaza oldu. Bunun sizin için çok kıymetli olduğunu biliyorduk, onun için intihar etmeye karar aldık. Tek yol olarak da senin zehirli baklavandan yemeye karar verdik ama yediğimiz halde ölmedik.

Evliya ol da bil derdini


Kayserinin Gülük mahallesinden namı değer mantı suyu ile yıkanan ve Becen de göçünlü bağcılardan Hacı Halil Ağanın üstüne hastalık kondurmaz hanımı Havva halayı başındaki ağrıdan dolayı genç bir doktora götürürler. Doktor Havva halaya neresinden şikayetçi olduğunu sorar:
-Gadasını aldığım, dal öğlen sıcağında tepe penceremden bir yel giriyo, alayı azalarımda debirana dövdükten sonra yekinip gidiyor. Icık sekide uzanim disem kepuze çöküyo. Zerzembiden turşu çıkariyim disem bacaklarıma nacak çalınıyo, senin anlayacan bıldırdan beri böle.
Doktor bir şey anlamasa da konuşur:
-Peki teyze senin hemen bir kafa filmini çekelim.
Havva hala hemen atılır:
-Voo gadasını aldığım, biyanan gög ciğerim göğeriyo. Hepsi bu.
-Şu halde ciğerlerinize bir bakalım. Neymiş bu öksürük.
Havva hala yine duramaz:
- Voo yavrım. Annacıma dikildin de ince ağrıdan mı (verem) gumannanıyon. Ortacıkta şincik ine dert mi var kele.
Doktor ne diyeceğini şaşırmıştır:
-Hazımsızlıktan olabilir. Mideniz nasıl mideniz?
Halanın susmaya hiç niyeti yoktur.
-Tövbee. Çok ırahatım çok. Düdüğüm çukurdadı mı kurşun aşı yirim, mantı yirim, Esikli diye masimezler amma yağlığımda gavurga eksik olmaz.
Genç doktor yavaş yavaş sinirlenmektedir.
-Yahu teyzeciğim şu halde ayaklarında romatizmal bir hastalık var. Eh biraz da yaşlılıktan.
Havva halayı durdurmak ne mümkün.
-Okelenme gadasını aldığım. Sepli sepli bak, dolap et derdimi bul. Rabbime şükür bir yekindim mi bağın gediğine varırım.
-Ya sabır. Peki ya kalbin?
Halanın cevabı hazır:
-Gül gibi maşallah.
-Peki anacığım, der genç doktor. Bana şikayetini bir daha anlatır mısın?
Bu kez hala kızar gibi olur:
-Voo ila oğlum. Horata mı ediyon bana, içesine diysene bana. Dal öğlen vaktinde depe penceremden bir yel giriyo, alayı azalarımda debirana dövdükten sonra yekinim gidiyo.
Doktor Havva halanın kendini gülmemek için zorlayan oğluna şöyle bir bakar ve sonunda patlar:
- Gel sen evliya ol da bil şunun derdini.

Kayserili Zekası


Uzaya gönderilmek üzere adam aranıyormuş. Gazetelere ilan verilmiş. Başvurular değerlendirilmiş. İlk elemeyi kazanan Alman, Fransız ve Kayserili mülakat için tekrar çağrılmışlar. Üçü de aynı odaya getirilmiş.
Başkan bu üç kişiye:
-Beyler bu iş için her yönüyle uygun olduğunuza karar verdik. İş uzaya gönderilecek adama ödenecek para konusuna geldi. Bu konuda görüşlerinizi almak istiyoruz. Siz bu iş için ne kadar alacaksınız, diye her üçüne de sorulmuş.
Soruya Alman şöyle cevap vermiş:
-Ben bu iş için 20 bin dolar ücret isterim. 10 bin doları benim için 10 doları ise ben uzaya çıkınca burada geçimlerini sürdürsünler diye ailem için.
Fransız soruya şöyle demiş:
-Ben 30 bin dolar alırım. 10 bin doları bana, 10 doları aileme ve 10 bin doları da metresime.
Cevap sırası Kayseriliye gelince bakmışlar ki Kayserili harıl harıl hesap yapıyor. Kayserili hesabı tamamlayıp şöyle cevap vermiş:
-Ben bu iş için 40 bin dolar isterim. 10 bin dolarını başkana rüşvet olarak, 20 bin doları uzaya gitmesi için Almana veririm. Kalan 10 bin doları da kısa günün karı Allah bereket versin.

Ulan kuduruk, birem birem ye...


Adamın birisi açlıktan feri sönmüş, yolun kenarında ağacın gölgesine uzanmış. Bir de bakmış ki, çocuğun biri eşekle geliyor. Adam doğrulmuş ve çocuğa:
-Nereye gidiyorsun demiş.
-Tarlaya azık götürüyorum.
-Yavrum acımdan öldüm, bir parça ekmek ver.
Çocuk olmaz der başka bir şey demez. Adam ne dese olmaz demiş. Adam bakmış ki iyilikle iş olmuyor:
-Bana bak ulan, beni otuz dokuz gün önce kuduz köpek ısırdı. Bugün kırkıncı gün, aha kudurdum demiş ve eşeğin kulağını ısırmış. Çocuk korkudan eşekten atladığı gibi kaçmaya başlamış. Adam, heybeden sıcak bazlamaları çıkarmış, sofrayı açmış, aç kurt gibi yerken, çocuk tepenin başına çıkmış oradan adama bağırıyormuş:
-Ulan kuduruk... Birem birem ye, hepiciğine salyanı bulaştırma...
Yorum Gönder

Popüler Yayınlar