Kayıtlar

Nisan 10, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

IV. Kılıçaslan Kültür Günleri çerçevesinde Eras Medya Grubu Başkanı Veli ALTINKAYA, “Birikim Kazanmada Okumanın Önemi” konul konferans verdi.

Resim
Kılıçaslan Liseleri Edebiyat Bölüm Başkanı Hüseyin Say, Veli Altınkaya'ya plaket takdim ederken....
Eras Medya Genel Müdürü Veli Altınkaya, Kılıçaslan Lisesinde verdiği konferans sırasında görülüyor. Kılıçaslan Liseleri Kültür Merkezi’nde düzenlenen konferansta öğrencilerle buluşan Veli ALTINKAYA tecrübelerini ve birikimlerini öğrencilerimizle paylaştı. Türkiye’de 40’a yakın süreli ve yaygın yayın yapan gazete, bir o kadar televizyon, 2000 civarında yerel gazete, 200 civarında yerel televizyon ve 3000 civarında da radyo olduğunu söyleyen ALTINKAYA: ”Türkiye’de yaygın yayın yapan 40 civarındaki gazetenin toplam satış rakamı 5 milyon. Bunu 70 milyon nüfusa oranladığınız zaman Türkiye’de gazete okuma oranı % 14’e tekabül eder. Oysa Japonya’da yalnızca bir gazetenin günlük satış rakamı 17 milyon ve dünyada en çok satan gazetelerden ilk 10’da 7’si Japon gazetesidir.

Gazete okumanın ekonomik durumla, milli gelirle doğrudan orantılı olduğunu söyleyen Veli ALTINKAYA: “ Asgari ücretle çalış…

Bağargen'de bağırtırlar

Resim
Geçtiğimiz Pazar Amarat Kasabasında pilav şenliğindeydik. Karapınar suyunun hemen yakınlarında Bağargen dedikleri yerde ilk olmasına rağmen güzel bir organizasyonla karşılaştık. Şenlikleri düzenleyenleri kutlamak isterim. Amarat’ta o kadar dostumuz ahbabımız oldu ki sanki kendi evimizde gibiydik. Onlar da –sağ olsunlar- Erciyes Tv’ye ve dolayısıyla da şahsımıza ilgi gösteriyorlar. Tanıdığım tanımadığım herkes selam verip “Hoş geldin” demeyi unutmuyor.


Amarat’tan dostlarım Kılavuz, Ergan, Şahin, Taş ve Yıldız Ailelerinin fertlerini görmek ve görüşmek fırsatımız oldu. Kendimizi evimizde gibi hissettik. Amarat Belediye Başkanı Rıfat Ergan ve Dernek Yöneticileri büyük bir incelik göstererek “Bindallı” programının Amarat’ı tanıtmasından dolayı bir plaket de bize verme lütfunu gösterdiler. Çok sevindik. Eksiklerimize yanlışlarımıza rağmen halkımızın beğenisini kazanmak hoştu doğrusu.

Bu arada kıymetli dostum Mustafa Ferit Yıldız da Amarat’la ilgili hazırladığı kitabını imzaladı. Bir nevi …

Aziziye... Aziziye

Resim
Pınarbaşı ilçesi eski bir yerleşim yeridir. Bir zamanların Ariaratia’sı, Osmanlının Aziziyesi ve Cumhuriyet döneminin Pınarbaşısı...


Pınarbaşı’nın tarihini bundan 2200 yıl önce kurulan efsanevi Ariaratia devleti ile başlatan tarihçiler, o dönemde Anadolu’nun idari, ticari ve kültürel merkezleri arasında adını zikrediyorlar ve önemle bahsediyorlar. Ariaratia Krallığının merkezi olan bugünkü Pınarbaşı ilçesi hakkında şu bilgilere rastlanıyor: Caussos (Göksun) ile Sebastia (Sivas) yolu üzerinde, içinden Tsamanthos (Samandos – Zamantı) çayının geçtiği sulak ve ormanlık bir yerdir.

ANADOLU’DA İLK BARAJ...

Anadolu’da ilk baraj 2200 yıl önce Pınarbaşı ilçesinde yapılmış. Ariaratia Krallığı zamanında öyle bir refah ve mutluluk yörede hüküm sürmüş ki, bölge inanılmayacak derecede kalkınmıştır. Bunun neticesi olarak Karakuyu köyü yakınlarında bu dönemde bir baraj bulunduğu biliniyor. Bugün pınarbaşı ilçesinde “Bağlama” adı verilen bölgede (Yatılı Bölge Okulunun yanı) bu barajın kalıntıları görü…

Atlılar atlılar, takırtısı tatlılar

Resim
Rahmetli büyükannemden hafızamda kalan bir söz bu. Buradaki “takırtısı tatlılar” bölümü, hep bana uzak diyarlara giden şanlı akıncının dönüşünü hatırlatır. Atın nal sesini duyan bir insanın uzaklardan beklediği kimseye kavuşacağı anlaşılmalıdır.


Geçen Pazar Hacılar Atlı Yayla Şenlikleri’ndeydik. Atlar ve yayla kültürü yeniden ufkumuzu süsledi. O şanlı akıncıların torunlarını bir kez daha kucakladık. Sanayide bu kadar ileri giden Hacılar, at ve yayla kültürünü unutmuyordu besbelli. Yüzyılların ötesinden taşınan bu gelenek, çağa ayak uyduran ve ticarette ileri giden Hacılar insanın Türk kültürünü yaşatmasının bir göstergesiydi.

SEVERİM KIR ATI, BİR DE GÜZELİ

Tanrı bizi yükseklerde yaratmış. Yaylalara, dağlara meftun oluşumuz ondan. Tanrı bize binit olsun diye atı yaratmış. İşte dünyanın dört bir tarafına yayılışımız bunun göstergesi. 19. yüzyılın halk ozanı Dadaloğlu “Severim kır atı, bir de güzeli” derken bunu anlatıyor. Al atlar, kır atlar, dor atlar... Hepsinin rengi başka, huyu baş…

İSMAİL HAKKI DURUSU, BANDIRMA VAPURUNUN KAPTANIYDI

Resim
Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ü ve arkadaşlarını Bandırma Vapuru ile Samsun’a götüren Kayserili Kaptan İsmail Hakkı Durusu idi.


İsmail Hakkı Durusu, Kayseri Zincidere doğumlu… Hakkı Kaptan, hicri 1287 (miladi 1871) de Zincidere’de doğmuştu. İsmail Hakkı Kaptanın soy kütüğünü araştıran Zincirdere Belediye Başkanı Mustafa Aksu, Kaptanın Zincidereli Posluoğlu Ailesine mensup olduğunu Osmanlı kayıtlarından bulmuştur. Babasının adı Hacı Ahmet, annesinin adı da Hatice… Zincidere’de İslam Mahallesinde oturmakta imişler. Başkan Aksu ile Zincidere’de Irmak sokakta bulunan bu viran evi de görme şansımız oldu. Lakin evden sadece birkaç temel kazıntısı kalmış geriye.

Başkan Aksu, elindeki Osmanlıca belgeyi yeminli tercüman Kadir Abdüsselamoğlu’na okutmuş ve Talas Nüfus Müdürü Fevzi Küçükoğuzsoylu da tasdik ettirmiş.

Ata yurdumuzdan Kayseri'ye taşıdıklarımız

Resim
Bizim maceramız en heyecanlı macera filmlerinden daha heyecanlıdır, onlardan çok daha fazla sürükleyicidir. Ata yurdumuzdan batıya doğru göçümüz binlerce yıl öncesine dayanmakta. Bir at, okluğumuz, yayımız, kargımız ve atımızın terkisinde birkaç parça kurutulmuş et... Yükseklere, yücelere alışık, tabiatla yüzlerce yıldır iç içe yaşayan atalarımız, Anadolu’yu bin bir zorluklara göğüs gererek yurt tutmuşlar, ana yurt demişler bu topraklara.


Biz, gelin şimdi bu göçün hikayesini anlatmak yerine sizlerle bir iz sürelim. Ata yurttan ana yurda taşıdığımız binlerce kültürel unsur arasından ilginç olanları seçelim, biraz şaşıralım, ama o kadar... Kayseri gibi bir Selçuklu şehrinde ata yurdumuzdan izler bulmamak mümkün değildir elbet ama en azından bu nostalji sizler için ata yurdumuz Doğu Türkistan’ı düşünmenize ve hatırlamanıza bir vesile olsun.

“Gobi” diye bir isim...

Mimarsinan kasabasından kıymetli Mustafa Çınar amcamız, yörenin tarihi ile ilgili bir çalışma yürütürken bazı bilgileri bizim…

Ananın ketesi / Hocanın nefesi / Babanın kesesi /Talebenin hevesi

Resim
19 Mayıs’ta anlamlı bir açılış vardı. Eras Holding bünyesinde Eras Dershanelerinin açılışı 19 Mayıs 2002 tarihine rastladı ki bu da gençlerimize verilen önemin bir kanıtıdır. Eras Dershaneleri’nin Kayseri’nin eğitimine belli bir kaliteyi getireceği ve çıtayı yükselteceği açıktır. Umudumuz odur ki, Eras Holding gibi ciddi müesseseler, eğitim sektörüne el atarlarsa Kayseri ciddi mesafeler alır ve geleceğimizin teminatı gençleri en iyi şekilde yetiştirme fırsatı yakalanır.
Veli Altınkaya’nın yazdığına göre de Eras Holding “En önemli yatırım insana yapılan yatırımdır” ilkesinden hareketle eğitim alanında yatırımlar yapmaya devam edecekmiş. Bizce de isabetli bir karardır.

Eras Dershaneleri Müdürü kıymetli ağabeyimiz İdris Talih, güzel bir konuşma yaptılar ve yılların eğitimcisi olarak olaya nasıl ciddiyetle yaklaştıklarını gösterdiler. Kutlarım.

Açılışta Erciyes TV ekranına yansıyan bir olay vardı ki fevkalade önemliydi aslında. Büyükşehir Belediye Başkanımız Mehmet Özhaseki, avukattır, …

TARİHİN NEFES ALDIĞI YER:TALAS

Resim
TARİHİN NEFES ALDIĞI YER:TALAS


Ali Dağının eteklerinde kurulu olan Talas, Kayseri’de tarihi dokusuyla, eskiye ait birbirinden güzel ev, köşk ve villalarıyla nefis bir sayfiye yeridir.
Meşhur bir Kayseri türküsü şöyle diyor:
Ali Dağı derler dağların hası
Çekmiş kucağına koca Talas’ı
Cumhuriyet yıllarından önce Rum, Ermeni ve Türk nüfusun birlikte yaşadığı ilçede doğa güzelliklerinin yanı sıra mimari zenginlik ve kültürel bir kaynaşma da ortaya çıkmış. Kiliseleri, camileri, mescitleri, okulları, hastaneleri öne çıkmış Talas’ın. Özellikle Panaya Kilisesi (Yeni Cami), Talas Amerikan Koleji, Amerikan Hastanesi, Cemil Baba Türbesi, Devir Köşk, Atatürk köşkü akla ilk gelenler arasında yer alıyor.

Bugün 50 bin nüfuslu bir ilçe olan Talas’ın tarihi evleri de çok değerli. Daracık sokaklarda ahşap ile taşın kol kola olduğu evlerin çıkıntıları yollara sarkıyor. Evlerin camları birbirine bakıyor, ama asıl ortaklıkları evlerin kapılarının baktığı ortak avlularda başlıyor. Aynı avluda büyüdük diyen …

Ağırnas'ta sevginin evrenselliği

Resim
AĞIRNAS’TA SEVGİNİN EVRENSELLİĞİ


Ağırnas’ta 1924 yılında Kayseri’den göçen insanlarla yan yana gelmek inanın değişik duygular yaratıyor. Bu yıl ikincisi düzenlenen kültür ve turizm festivalinde programın sunuculuğunu Başkan Osmanbaşoğlu üstlenmemi istediğinde geçen seneki kaynaşma gözümün önüne geldiği için teklifi kabul ettim.
Cuma günü Granderas ve Almer Hotel’e yerleşen kafileleri ziyaret ettim.Yunanistan’tan gelen dostlarımız yine aynı heyecanda idiler. Özellikle yaşlılar, duygulu anlar yaşıyorlar ve yaşatıyorlar.
Analarının atalarının yaşadığı topraklarda inanılmaz bir kültürel ortaklık var. Bunu geçen yıl ki festivalden sonra da yazmıştım. Çünkü, birbiriyle komşu olan insanlar haliyle yüzlerce yıl ortak bir kültür meydana getirmişler.

TÜRKÇENİN GÜCÜ

Bu insanların ana dilleri Türkçe imiş. 1924 yılında Yunanistan’a göçtüklerinde orada “mekteplerde” Yunan Hükümeti bunlara Yunanca’yı öğretmiş. Ama onlar Türkçe’yi unutmamışlar. Ellerinden geldiğince çocuklarına Türkçe’yi öğretmişler.…

Ağam İstanbul'u mesken mi tuttun

Resim
a. TÜRKÜNÜN GESİ’DEKİ HİKAYESİ


Gesi Belediyesi’nde muhafaza edilen, adı geçen türkünün hikayesi ve derleme metni. Ahmet Ogün’ün derlediği ve Mehmet İmren’in düzenlediği belirtilmiştir.

Bu türküyü ilk söyleyen Şerif Hala (Dunna Yenge), 1915 yılında Gesi’yi kasıp kavuran çekirge istilasında, günümüzde ilkokul lojmanlarının bulunduğu bahçesi bu çekirge felaketinden hiçbir zarar görmeyen Hacı Osman Ağa olarak bilinen dini bütün şahsın kızıdır.

Şerif Halanın kocası Hacı Mehmet : Gesi’de Adana yanmış diye kızdırılan, Gesili ama Adanalı Mehmet Hoca Ağa denilen kişinin üvey kardeşidir. Şerif Halanın kocası; Hacı Mehmet askeriyede Belik emini olarak çalışmaktaymış. İstanbul’a tayin edilmiş olduğundan Gesi’den görevi sebebiyle ayrılmıştır.

Şerif Hala Hacı Osman Ağanın tek kızı idi. Damadı ise ordu mensubu Belik emini olup görevine tutku derecesinde bağlı bir insandı. İstanbul’a karısı Şerif Hala ile birlikte gitmek istediğini dile getirmiş ancak varlıklı bir zat olan Hacı Osman Ağa biricik kız…

DULKADİRLİ SİPAHİLERİNİN KÖYÜ: GÜLVEREN

Resim
Kıymetli Dostum Hakan Sarıçiçek’le geçen hafta Tomarza’nın Gülveren köyüne gittik. Köyde Gül Baba türbesi var. Aslında Gül Baba adını taşıyan yurdumuzun dört bir yanında hatta Macaristan’da dahi türbeler var. Nedir Gülveren’deki Gül Baba’nın sırrı? Aslında köydeki Gül Baba türbesi çok yakın zamanlarda inşa edilmiş. Yani türbenin tarihi bir yönü yok. Ancak, türbe yapılmazdan evvel halk bu tepeye “Evliya” adını veriyormuş. 20-25 yıl öncesine kadar köyden birileri çıkıp da bu tepeye neden evliya diyorlar, bu işin hikmeti nedir dememiş. Hatta burada bazı aileler hayvan gübresini serip kışlıklarını türbenin olduğu yerde hazırlıyorlarmış. Bir gün türbenin yakınında oturan bir kişiye bir rüya malum olmuş. Bu rüyada türbede yatan zat, malum olduğu kişiye, bu hayvan gübresinin buradan alınmasını istemiş. Köy halkına bu rüya anlatıldığında adama evliyanın yattığı yeri sormuş köylüler. Adam da eliyle koymuş gibi, işte evliya şurada yatıyor demiş. Orayı açmışlar ki, bozulmamış bir erkek cesedi va…

İNCİLİ ÇAVUŞ’UN KÖYÜNDEYDİM

Resim
Benim “Kayseri’de Yörükler ve Türkmenler” isimli kitabım yayınlandıktan sonra bazı büyüklerimiz beni yanlarına çağırıp “Aman Burhanettin, Kayseri’de bu kadar Yörük Türkmen var mıdır? Bu işleri de nereden çıkardın?” demeye gelecek laflar söylediler. Öyle ya bizler, apartmanlarda yaşıyoruz, altımızda arabalar var, senin Yörük ya da Türkmen dediğin adam dağlarda, yaylalarda gezer diye düşünmekten kendilerini alamamışlardı. Sadece Yörüklere ve Türkmenlere düşen görev dağlarda ya da yaylalarda gezmekti. Halbuki, bu kısır düşüncenin sebebi Türk Kültür Tarihini yeterince bilmemekti. Yörükler ve Türkmenler, altını işliyorlar, demircilik yapıyorlar, hayvan derisinden akla hayale gelmedik sanatkarlıklar gösteriyorlardı. İçlerinde mimar olanlar vardı ve Selçuklu öncesindeki dönemde Asya topraklarında, daha sonra da Anadolu, İran ve Arap coğrafyasında birbirinden güzel eserler ortaya koymuşlardı. Yine bazı büyüklerimize göre Yörük ve Türkmenlerde boy halkası kırıldığı için onların Moğol istilasın…