Kayıtlar

Nisan 4, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kayseri'de Yafta Olayı / S.Burhanettin AKBAŞ

Resim
Bugünlerde Dr. Ahmet Kolbaşı’nın “1892-1893 Merzifon, Yozgat ve Kayseri Ermeni Olayları (Yafta Olayı)” isimli nefis bir incelemesini büyük bir ibretle okuyorum. 395 sayfalık bu büyük araştırmanın bende bıraktığı izleri sizinle paylaşmak istedim. Önce “yafta” meselesinden işe başlayalım. Yafta nedir? Ermeni olayları sırasında Ermeniler tarafından cami duvarlarına asılan veya şehir ve kasaba meydanlarında dağıtılan bildirilere Osmanlı kaynakları “yafta” adını veriyor. Bunun bir diğer adı da “hezeyanname” imiş. Biliyorsunuz Ermeniler Osmanlı topluluğunda “millet-i sadıka” olarak isimlendirilmiş bir grup idiler. Osmanlı devlet yönetiminde önemli görevler gördükleri gibi, Osmanlının ticari hayatında da etkili idiler. Osmanlı devlet yönetimi, Ermenileri diğer topluluklardan daha üstte tutarlar ve onlara mesela Rumlardan daha çok ayrıcalık verirlerdi. Osmanlı, hazine bakanlığından tutun da devletin en kritik yerlerine Ermeni soyundan insanları getirmekten çekinmezlerdi. İşte bu dönemde başta Ru…

Her şeyiyle örnek köy: Çatakdere

Resim
S.Burhanettin AKBAŞ Bir zamanlar bir çocuk şarkısı vardı ve hepimize ezberletmişlerdi: “Orada bir köy uzakta / O köy bizim köyümüzdür/ Gitmesek de gelmesek de / O köy bizim köyümüzdür.” Şimdi düşünüyorum da, o köyün bizim köyümüz olduğundan şüphe yok amaneden gidip gelmeyelim? Sonra Ulu Önder Atatürk: “Köylü milletin efendisidir” demiyor mu? Öyleyse, bu köyler, kalkınmamızın temel taşları olması gereken yerler değil miydi? Olmadı maalesef... Olamadı. Köylüleri şehirlere yığdık. Sebep belli. Köylerde nüfus arttı; ama ne köyler yatırım gördü, ne de köylerde iş imkanı genişledi. O zaman şehirlere göç başladı. Nihayet şehirlerimizi koca koca köyler haline getirip sorunları çözdüğümüzü sandık. Halbuki kalkınma köyden başlamalıydı. Köylüler üretmeliydi. Tarım yapmalıydı. Hayvancılık yapmalıydı. Şimdi köylümüz dahi üretmekten vazgeçmek üzere.

Soğanlı'dan çıktık yola, Erdemli'de verdik mola

Resim
SOĞANLI’DAN ÇIKTIK YOLA ERDEMLİ’DE VERDİK MOLA... Yeşilhisar’ın Soğanlı köyü, yapma bebekleri ile kaya kiliseleri ile ülke turizmi için Kayseri için gerçekten önemli bir yöre. Köydeki kaya kiliselerinin etrafındaki çöpleri toplayacak kimse yok. Şimdilik köy muhtarının konuya duyarlı yaklaştığını belirtelim. Lakin, köyün gerçek anlamda bir çevre düzenlemesine ihtiyacı var. Köy muhtarı İsmail Ablak ve il genel meclisi üyeleri Mustafa Erdoğan ve Kazım Akgün ile aynı şeyleri tespit edip aynı kanaatlere vardık. Köyde sel felaketi ve heyelandan bozulan yolların bir an evvel yapılması ise şart. Hele hele köylünün patates hasatı yapamadığını, ürününün tarlada kaldığını belirtirsek sanırım mağduriyet daha iyi anlaşılır. Sonra burası turistik bir yöre, heyelan ve sel nedeniyle koca koca yarıkların açıldığı yolun devamında bir kısım kiliselere gidiliyor. Turistlerin bir greyderin yarım günde halledeceği bir yerin yapılamayışına bir anlam veremeyecekleri açık. Sonra bir kısım yetkililerin abesle i…

Muzaffer Tok'un ardından...

Resim
TOK SAHAF... S.Burhanettin AKBAŞ
1984 yılında üniversiteye gitmek için şehre geldim, biletimi alıp yollara düşeceğim yine... Bir arkadaş, Stat İş hanına uğramamı, orada bir sahaf olduğunu söyledi. Kayseri’de bir sahaf bulmak ha... Şaşırmıştım. Bir taraftan da seviniyordum. Çünkü, Osmanlıca’yı ilerletmek için okuyacak kitap bulamıyorduk. Stat iş hanınauğradım ve burada birbirinden kıymetli Osmanlıca kitaplar olduğunu gördüm. Türk Yurdu dergisinin orijinal Osmanlıca baskılarını ve Necip Asım’ın, Orhun Abideleri ile ilgili–ki Türkiye’de Orhun Abideleri konusunda yapılmış ilk çalışmalardan biridir- “Orhun Mahkukatı” isimli kitabını seçmiştim. Muzaffer Ağabey, bir kitaplara baktı, bir yüzüme... -Niye alıyorsun bunları, diye sordu. Ben de edebiyat fakültesinde öğrenci olduğumu, Osmanlıca’yı ilerletmek için bu tür kitaplara ihtiyaç duyduğumu söyledim. -Tamam da aslanım, diğer Osmanlıca kitapları seçmedin de bunları niye seçtin dedi. Ben de Türkçülük hareketinin ilgimi çektiğini anlattım. Beni ya…

Erciyes'ten Rodoplara... / S.Burhanettin AKBAŞ

Resim
Atma anam atma beni dağlar ardına Kimseler yanmasın anam yansın derdime”
Gümülcine diğer adıyla Komotini şehri Yunanistan’da Türklerin Batı Trakya adını verdiklerini bölgede Rodop dağlarının yakınında düz bir alana kurulmuştur. Elli bin nüfuslu Gümülcine’de önemli bir Türk nüfus bulunmaktadır. Gümülcine şehrinin bu programa konu olmasının asıl nedeni ise 1924 yılında Yunanistan’a göçmek zorunda kalan Kayserili Rumların hikayesidir. Gümülcine şehir merkezinde ve Sofular köyünde oturan Kayseri Rumları, bizleri sımsıcak duygularla karşıladılar. Kah mantı muhabbeti yaptık, kah Gesi Bağları türküsü dinledik onların ağzından. Kimi zaman ağladık, kimi zaman güldük. Dile kolay, 79 yıla varan bir ayrılık bu. Atalarının mezarları Kayseri’de kalmış. Burada iken Rumca bilmediklerini özellikle söylüyorlar. Kayseri ağzı ile Türkçe konuşan bu insanlar kendilerine Karamalı, kullandıkları dile de Karamanlıca adını veriyorlardı. Gönülleri Türkiye için atan, her gün Türkiye ve Kayseri için kalpleri çarpa…

Aşık Kerem ve Kayseri

Resim
Kerem ile Aslı Hikayesinin baş kahramanı olan Aşık Kerem’in 16. Yüzyılda yaşadığı kabul edilmektedir. İsfahan Beyinin oğlu olan Kerem, Keşiş’in kızı Aslı’ya sevdalanmıştır. Aralarındaki din farkı yüzünden bir türlü birbirlerine kavuşamazlar. Keşiş, Aslı’yı Azerbaycan’dan Anadolu’ya kaçırır. Sırasıyla Hoy, Suşi, Gence, Revan, Acuz, Çıldır, Şerki, Kelbe gibi yerleri geçip Oltu, Narman, Beyazıt ve Bayat’a, oradan da Van’a ulaşırlar. Anadolu’nun birçok şehir, kasaba ve köyünde bu takip devam ederken Keşiş, Kayseri’ye getirir Aslı’yı. Kerem de en yakın arkadaşı Sofu ile Kayseri’ye gelir. Birçok hadiseden sonra Kayseri Beyi, Kerem’in İsfahan Hanının oğlu olduğunu anlar ve bir zamanlar hizmetinde bulunduğu İsfahan hanına hürmeti vardır ve Kerem’e yardımcı olmaya karar verir. Keşişe kızını Kerem’e vermesi gerektiğini söyleyen Kayseri Beyi, kırk gün kırk gece düğün yapılmasını emreder. Keşiş, kızının Kerem’le evlenmemesi için Aslı’ya sihirli bir gelinlik diker. Kerem, elbiselerinin düğmelerini …