Kayıtlar

Nisan 3, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Boğazına Düşsün Ham Çökelek

Resim
S.Burhanettin AKBAŞ
Develi’de Selim Özlen gün görmüş, hoş sohbet bir insan. Yanında saatlerce kalsanız vaktin nasıl geçtiğini anlayamazsınız. Öylesine güzel fıkralarla, eski hikayelerle yüklü ki bu kadar şeyi bilmesi ve engin bir halk kültürüne sahip olması insanı şaşırtıyor. En önemlisi de üslubundaki tatlılık... Onun anlattığı şeyleri aynı lezzette bir başkasının anlatması da oldukça zor. Selim Bey’e göre Eski Develililere “Çökelikçiler” denirmiş.

Bir Günlük Amarat Maceramız / S.Burhanettin AKBAŞ

Resim
S.Burhanettin  AKBAŞ
1998 yılında Kızılırmak Belgeselinin çekimleri sırasında planımızda yer almadığı için çekemediğimiz Amarat Kasabasını geçtiğimiz pazar günü çekme fırsatı bulduk. İnşallah bu Pazar Amarat kasabası çekimlerimizi Bindallı’da saat 21.00’den sonra izleme fırsatı bulacaksınız. AMARAT ÖRNEK BİR KASABA OLDUAmarat’a gidişimizin bir sebebi de Amarat kasabasının örnek faaliyetini yerinde görmek ve bu faaliyete destek vermek içindi. Çünkü, kasabaya bir halk kütüphanesi açılıyordu. Hayırsever Amaratlılardan Faruk Ergan Bey, babası adına bir hayır yaparak köye bir kütüphane açmaya karar vermişti. Amarat’ta pırıl pırıl çocuklar bu kütüphanedeki kitaplardan faydalanacaklar. Hepsinin gözlerinde aynı pırıltıyı görmek mümkün. Yeter ki bu milletin çocuklarının önüne imkanlar hazırlansın, neler olmaz ki... Lakin, biz bu fırsatı çoğu zaman kaçırıyoruz. Bu çocuklar için, gençler için ne yapılsa azdır. O yüzden Faruk Ergan Bey’i kutluyorum. Bu örnek faaliyete destek veren Kocasinan Kaymak…

Besleme

Resim
S.Burhanettin AKBAŞ/Kayseri Akın Günlük Gazetesi Eskiden Kayseri’de kullanılan ve Kayserili zenginlerin metresleri için kullandıkları bir tabirdir bu. Eskiden Kayseri’de bir adamın hatırının sayılı olması için Kayseri tabiriyle gittikleri yerde “minderlerinin serilmesi için” ya adam öldürmeleri, ya adam bıçaklamaları, ya da besleme tutmaları gerekmektedir. Eski zamanda Kayseri’de bir Ahmet Ağa vardır. İyi kalpli, temiz bir adamdır. Ne adam öldürecek yaratılıştadır, ne adam bıçaklamıştır, ne de besleme tutmuştur. Sırf bu yüzden çevrede itibar sahibi olamaz. Araya savaş yılları da girince ekonomik gücü günden güne zayıflar. İtibarı iyice zedelenmeye başlar. Besleme tutanların sayısı da günden güne azalır. Ahmet Ağa, bu duruma yıllar yılı içerler durur.

Avzın caş geliyor!

Resim
S.Burhanettin AKBAŞ
Hep eski zaman hikayeleri bunlar... Bu eski zaman hikayeleri de gösterir ki toplumumuz aslında tepkisiz bir topluluk değil. Kendince geliştirdiği bir tepki var. Yıllar yılı kaldığı yokluk ve sıkıntılardan genetik özelliklerinden olsa gerek ayakta kalmayı başarmış. Savaş olmuş cepheden cepheye koşmuş, karnı aç, yorgun, bıkkın, hastalıklı geçen uzun yıllar bitmek bilmezken bir taraftan da tarlasına, bağına, bostanına ortak etmiş devletini. Devlet başa geçmiş, kuzgun leşe konmuş ama yine de halkın yüzü gülmemiş. Devletin halkından vergi isteyecek yüzü de kalmamış aslında. Merkezi otorite zayıfladıkça devlet de yüzsüzleştikçe yüzsüzleşmiş. Halktan toplayamadığı vergileri ihaleye çıkarmış. Belli başlı ailelere demiş ki size güç istiyorsanız güç, arazi istiyorsanız arazi... Sizleri vilayetlere “âyan” tayin edeceğim. Yılda topladığınız vergilerin şu kadarını bana vereceksiniz. Geri kalanı da ananızın ak sütü gibi kendinize ayırın.

Atayurdumuzdan Kayseri'ye taşıdıklarımız

Resim
S.Burhanettin AKBAŞ  Araştırmacı-Yazar
Bizim maceramız en heyecanlı macera filmlerinden daha heyecanlıdır, onlardan çok daha fazla sürükleyicidir. Ata yurdumuzdan batıya doğru göçümüz binlerce yıl öncesine dayanmakta. Bir at, okluğumuz, yayımız, kargımız ve atımızın terkisinde birkaç parça kurutulmuş et... Yükseklere, yücelere alışık, tabiatla yüzlerce yıldır iç içe yaşayan atalarımız, Anadolu’yu bin bir zorluklara göğüs gererek yurt tutmuşlar, ana yurt demişler bu topraklara.          Biz, gelin şimdi bu göçün hikayesini anlatmak yerine sizlerle bir iz sürelim. Ata yurttan ana yurda taşıdığımız binlerce kültürel unsur arasından ilginç olanları seçelim, biraz şaşıralım, ama o kadar... Kayseri gibi bir Selçuklu şehrinde ata yurdumuzdan izler bulmamak mümkün değildir elbet ama en azından bu nostalji sizler için ata yurdumuz Doğu Türkistan’ı düşünmenize ve hatırlamanıza bir vesile olsun.

Keçi Küçü Yarenliği

Resim
S.Burhanettin AKBAŞ
Bir köyde bir genç artık evlenme çağına gelmiş, anasına açılmış bir gün ve evlenmek istediğini söylemiş. Annesi, babaya bu lafı açınca baba demiş ki: -Biz fakir insanlarız. Elimizde bir keçimiz var. Filan Ağa bu keçiyi istiyordu. Ona keçiyi vereyim. Yerine bir kuzu alayım.Kuzu büyüyünce koyun olur.  Koyunu da satıp oğlanı evlendirelim.             Gel zaman git zaman bu yarenlik devam etmiş durmuş ama bir süre sonra da laf tekrarlanmaz olmuş. Oğlan utana sıkıla annesine yaklaşmış:             -Ana! Hani bir keçi küçü yarenliği vardı. Ne oldu? Demiş.              Gelin biraz daldan dala konalım ve keçi küçü yarenliği yapalım.

Meğer Taşa Tohum Ekilmez imiş

Resim
S.Burhanettin AKBAŞ Develili büyük şair Seyrani’yi gün geçtikçe daha iyi tanımaya başlıyoruz galiba. Aslında Seyrani’yi yeterince  tanımak için de pek gayretimiz olmadı. Nedense onu bugüne kadar keşfetmek için yeterli çalışmayı da gösteremedik. Onun ne kadar çok hayranı vardır bir bilseniz. Okudukça yeni yeni yolculuklara çıkarır sizi Seyrani. Yeter ki bu yolculuğa çıkmaya kendinizi hazır hissedin.             Bazılarının yaptığı gibi onun “Bektaşi” oluşuna takılıp “Bektaşiliği” de yeterince tanımadan bu yönünü görmezlikten gelmek de neyin nesi oluyor bilemiyorum. Bektaşi olmak öyle yabana atılacak bir şey midir? Hacı Bektaş-ı Veli gibi güvercin şekline bürünüp Anadolu’ya gelmek öyle kolay olur mu hiç? Göz göre göre duvarları yürütmenin nesi kolay olur ki? Gönül gözünü açıp nefsini köreltmek her kula nasip değildir? Anadolu’yu baştan sona gezeceksin, Balkanlara çıkacaksın, Mısır’a, Arabistan’a gideceksin. Devletin ordusunda yeniçeri olacaksın. Allah aşkına, Peygamber aşkına, Hz. Ali aş…

Mancusun Muncusun, İnsanlar Cusun Cusun

Resim
S.Burhanettin AKBAŞ Kayseri’de eski bir tabir var: Mancusun muncusun, insanlar cusun cusun, yani insanlar kısım kısım... Bugünkü adı Yeşilkent olan tarihi Mancusun köyünü anlatacağız sizlere. Mancusun köyü yer itibariyle Kaykoop evlerinin yakınlarında Isbıdın köyüne sınır olan bir köy... 1500’e yaklaşan nüfusuyla büyük bir köy... Prof.Dr.Zeki Velidi Togan’a göre, Kayseri yöresinde sonu –sın/-sun ile biten köyler, Uygur Türklerinin kalıntısı. Hatta “Mancu” veya “muncu” kelimesi de Uygur Türkçesinin bir bakiyesi... Hocanın bu sözüne hak vermemizi sağlayacak bir isim de yörede  Mançur isimli derenin ve yine Mançur isimli bir tepenin bulunmasıdır. Sanırım bu Mancusun adı ile Mançur adının bir ilgisi var ve bu isim de Orta Asya yadigarı bir sözcük.