Kayıtlar

Mart 7, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Natuvan

Bir sitemli söz gibi bakıyordu gözlerin
İncinen gönlümde bir kahırlı yâre vardır
Çiçekleri soldurdu kavurucu sözlerin
Siyah lâleye benzer, saçında kâre vardır

Senin zâlimliğin gözlerinin karasından
Belki de senden değil gönlümün yarasından
Hangi sözünü seçsem kan damlar arasından
Bilemem hangisinde dertlere çâre vardır?

Delik delik delersin, lime lime bölersin
Elinde hançer-i hunriz, yüzüme gülersin
Pervaneler gibiyim, divâneyim bilirsin
Yüreğimi yakan ateşli bir hâre vardır

Gözlerin karşısında ben neyim ki natuvan
Sözlerin güzergâh olur, ben yoluma revan
Düşler sokağında dolanır durur bu kervan
Sanma ki bendeniz her zaman yekpâre vardırSeyit Burhanettin Akbaş

Minik Serçeler

Leylek benim neyim olur,
Yazın gelir, güzün gider
Serçe gibi bağlanmışım
Ben olmazsam vatan gider

Ölürüm ben toprak için
Namus için, vatan için
Ben vatanın her şeyiyim
Kıymetim bilinmez, niçin?

Leylek gibi göçemem ben
Sıkışınca kaçamam ben
Her şeyden geçerim amma
Vatanımdan geçemem ben

Minik serçe benim adım
Bu vatana doyamadım
Bayrak benim namusumdur
Feda olsun kızıl kanım

Türkçe benim ana dilim
Ben bu dili çok severim
Çok işledim, çok dokudum
Halı halı, kilim kilim

Türk oğluyum Türk kızıyım
Her cefaya ben razıyım
Bayrak bana gölge olsun
Akı benim, kırmızıyım

Seyit Burhanettin Akbaş

Mendil açtım

Mendil açtım gözbebeğim
Aşktan yana, sevgiden yana
Mendil açtım gözbebeğim
Senden yana, benden yana
Ne cepte para var
Ne babadan kalma mal mülk
Dağ gibi, mangal gibi bir yürek var
O da bir şeye yaramıyor.Seyit Burhanettin Akbaş

Mavilemek İsterdim Yurdumu

Mavilemek isterdim yurdumu,
Baştan başa mavilemek isterdim.
Bir ressam fırçasıyla boydan boya
Edirne’den Kars’a, Hakkari’den Sinop’a...

Yurdumun dağları...
Yeşilden siyaha, siyahtan kahverengiye...
Ulaşan dağlar, ulu dağlar.
Kara çıkarıp akları bürünen
İnce gelinlikler içinde süzülen dağlar.
Bulutlar gökyüzünde halay çekerken,
Bulutlu dağlar, sisli dağlar...

Ufuk bugün için kapalı,
Zavallı kalbim çarpar hırçınca.
Seni düşünürüm vakitli vakitsiz zamanlarda.
Aman dağlar, aman dağlar!
Geçit vermeyen yaman dağlar!
Yol verin yare gideyim.

Mavilemek isterdim yurdumu,
Baştan başa mavilemek isterdim.
Bir ressam fırçasıyla boydan boya.
Edirne’den Kars’a, Hakkari’den Sinop’a...

Kara yazıları silmek isterdim
Geçitsiz dağları delmek isterdim
Yeşili, kahverengiyi, sarıyı
Bütün mavilemek isterdim.Seyit Burhanettin Akbaş

Mahperi

Beştepeler'de senin şiirini dinledim
Sultanların diyarından duydum bir nefes
Fısıldadı bana Mahperi'nin hikayesini
Tâ uzaklardan gelen bir tanıdık ses

Saçların hasretti güneşe ve yağmura
Gözlerin bakardı yaşanmamış baharlara
Bir sultandın ki sen ey Mahperi,
Çığlıklarını bağlardın saçlarına

Çaresizliği ördün ki sıra sıra
Saçlarındaki düğümler yetmedi sana
Bir de gizli düğüm attın ki Mahperi
Bunu çözen kudret, ulaşır mutluluğaSeyit Burhanettin Akbaş

Körebe

Sen beni görmüyorsun
Ben seni görmüyorum
Kör müyüz neyiz,
Yoksa körebe mi oynuyoruz.
Ben gurbet ellerde,
Sen evde viranhanede
Öyle uzaklarda, ötelerde
Birbirimize neler söylüyoruz.
Arkanı dön ve say dedi ebe
Yandık, bize körebe oynatan sebebe
Durmuşuz birbirimizi özlüyoruz.
Sen beni görmüyorsun
Ben seni görmüyorum
Kör müyüz neyiz
Yoksa körebe mi oynuyoruz.Seyit Burhanettin Akbaş

Kızıldan Kırmızıya

Gülün rengi kırmızıya boyanmış
Gül, bülbülün figanına dayanmış
Tatlı söze, güler yüze aldanmış
Şikayet edermiş vefasız eşten

Bu eski hikaye neden bitmiyor?
Gül olmadan bülbül niye ötmüyor?
Kızıl bahçelere feryat yetmiyor
Kim demiş şafağın rengi güneşten

Sanmam ki bülbülün rakibi olsun
Sevda türküsüyle yürekler dolsun
Bülbül ses verince gül niye solsun?
Bulutlar yanarmış kordan, ateşten

Kızıldan kırmızıya selam gitmiş
Gökyüzünde alevden güller bitmiş
Sevda ile bülbül her sabah ötmüş
Gül perişan olmuş bu inleyiştenSeyit Burhanettin Akbaş

Kerküklü Anne

Ben Kerküklü bir anayım oğul,
Gazete haberlerinde okuduğun,
Kara kuru resmime baktığın benim.
Bağrım yanık, kahır doluyum, yüreğim yaralı
Geçen hafta kıydılar, toprağa verdim balamı

Sen gazetede bakarken resmime,
Ben hiç bitmeyen ağıt havasında yaşıyorum
Ellerim böğrümde kıvrım kıvrım kıvranıyorum
Silmekle geçer mi hiç yüzümün karası
Ağıtlarla diner mi hiç yüreğimin yarası

Ben Kerküklü bir anayım oğul,
Senin gibi vatan toprağında yaşarım
Balalarım, uşaklarım yaşatır benim soyumu
Kerkük’ün zindanı benim için mi yapıldı?
Mazlumlara niçin kahpe kurşun atıldı?

Merhamet yok mu şu zâlimlere inat
Ne olurdu Rabbim verseydi bir kanat
Yavrularımı alsaydım
Ebâbil gibi göklere çıksaydım
Gökkubbeyi inletti feryâdım, âhım
Ne yuvam kaldı, ne hânem, ne halkım

Bitmeyen bir ateşle yüreğimi dağladılar
Duyanlar oturdular, benim için ağladılar
Kerkük’ün kal’asında oğul, benim nem kaldı
Bir âvare başım, bir de yaralı yüreğim kaldı
Yitirdim yavrumu keşke ben öleydim
Körpecik ne bilir toprağı,
Keşke ben gireydim

Benim Türkmen olmaktan …

Kerem gibi

Ben kendimi ararken seni buldum
Kırık testi gibi durmadan doldum
Rüyamda gördüm ki ben Kerem oldum
Öyle hasretim ki kanmaya geldim

Sazım yok ki ben derdimi söyleyim
Sen olmadan bu dünyayı neyleyim
Nasıl yaşayayım, gönlüm eyleyim
Aşkınla tutuşup yanmaya geldim

Doyamadım yüzlerine bakınca
Aklım uçtu, yüreğine akınca
Kerem gibi ben kendimi yakınca
Aslı’mı bir daha anmaya geldimSeyit Burhanettin Akbaş

Kayserili

Denize düşmüş Kayserilinin biri,
- Ver elini, ver elini!
Çıkaramamışlar garibi.
Derken yaklaşmış bir Kayserili:
-Al elimi, al elimi!
Çekmiş çıkarmış hemşehrisini.
Sonra dönmüş kalabalığa:
-Vermeye hiç alışamadı da! ...Seyit Burhanettin Akbaş

Kayalara baş eğdim

Kimi ahu bakışlı, kimi yayla kokuşlu
Turnalar gördüm ki katar katar
Kimi keklik sekişli, kimi sümbül nakışlı
Nice ceylanlar geçti önümden

Dağlar önümde bir bir eğilirdi
Mağrur bakardım kartal yuvalarından
Şimdi kayalara baş eğdim ben
Göğsümün kafesi taşır ağırlığını

Gökyüzünde sensiz dolaşamam artık
Dağların zirvesi cezb etmez beni
Hani kartallar yalnız uçardı
Öyleyse gözlerim niye arıyor seni?Seyit Burhanettin Akbaş

Kar Tanesi

Kar tanesi olsaydım döne döne gelirdim
Saçının tellerinde usul usul erirdim

Kar tanesi olsaydım kirpiğine konardım
Uçlarından tutunur oracıkta donardım

Kar tanesi olsaydım dudağında gülerdim
İnci gibi dökülür, damlacıklar sererdim

Kar tanesi olsaydım yanağında kayardım
Gözüm gönlüm açılır, birer birer sayardım

Kar tanesi olsaydım gözlerine bakardım
Ellerini üşütür, yüreğini yakardım

Kar tanesi olsaydım, kalbine dolsaydım
Avucunda tutunca, ben de mutlu olsaydımSeyit Burhanettin Akbaş

Kalbimdeki hece

İlham perisi bulutlara sordum
Yıldızlara baktım hayra yordum
Ben seni semalarda arıyordum
Kalbime seni yazdım bütün gece

Sevdim seni, tutmasam da elini
Avundum hep, çözmesem de dilini
Toplasan da saçının her telini
Rüya gibi unutamam ömrümce

Melek miydi, ahu muydu, söyle kim
Aşk mıydı bu, sevda mı, susar dilim
Adı gizli, rüya gibi bir isim
Sorma bana, söyleyemem kaç hece

Ceylan gibi gözlere oldum sarhoş
Hoştur sözü, edası hoş, nazı hoş
Onsuz hayat bana göre sanki boş
Çöz bakalım bu nasıl bir bilmece

Hülya desem hülyamı sen kurmuştun
Rüya desem rüyamı sen yormuştun
Bana bakıp gizli gizli sormuştun
Utanırım, cevap vermem gizlice

Bilirim ki ayrılık var bu gece
Bir elveda ki sızlar ince ince
Sevdiğimi söyleseydim sadece
Keşke bilse kalbimdeki tek heceSeyit Burhanettin Akbaş

İkiz Hayatlar

Hiç aklımdan çıkmazsın ki
Günün bütün zamanı senindir
Seni düşündüğüm zaman
İçime bir serinlik çöker
Çayır çimen gezerim
Mavi denizlere yelken açar
Issız adalarda inerim
Dağ kırlangıçlarını, yaban güllerini
Severim.
Sanki günün her vakti benimlesin.
Sanki hayatı ikiz yaşıyorum
Gökyüzünde bir yerde
Sanki beni seyrediyorsun
O yüzden seviyorum
Dağları, denizleri ve yaban güllerini.Seyit Burhanettin Akbaş

Her aşkın bir şarkısı varmış

Ayrılıklar vururmuş rıhtımlara
Sevdalılar niye gezmez el ele?
Niye oturmazlar kumsallara
Konuşmazlar gönül gönüle

Aşkın ayak izleri nerede?
Unutulurmuş bir gün aşkın yolu
Niçin ayrılığın rengi kırmızı?
Niçin âşıkların yolu, ayrılık dolu

Neden karanlıklar bu kadar koyu?
Mehtap niye aydınlatmıyor yolu?
Sen yoksan ben yoksam eğer
Şarkılar mı yaşayacak aşkı ömür boyu?

Her aşkın bir şarkısı varmış
Sevdalar sadece şarkılarda yaşarmış
Sen yoksan şarkılar neye yarar ki?
Şiirler yalanmış, şarkılar yalanmışSeyit Burhanettin Akbaş

Haramsın

Haramsın başkasının koynundaki gül
Haramsın yaban eldeki lale
Haramsın dağ başındaki karanfil

Sen hırçınca bakan çetin cevizleri bilir misin?
Sen bu kuru topraklarda yetişen buğdayı gördün mü hiç?
Sen inatla, sebatla yeşeren ulu çınarlara rastlamadın mı?

Bu ulu ulu dağlar, ulu tepeler anlatmadı mı gerçekleri?
Sen sapasağlam durmazsan rüzgarlara, fırtınalara karşı
Topraktan tutunmazsan eğer sımsıkı, kök salmazsan
Güvenemez toprak sana, sen de güvenemezsin toprağa

Haram, rengarenktir, şatafatlı gelir, kaypakça
Haram, lanetli akşamlarda seni vurur kalleşçe
Haram, adı olur ömür boyu çekilen bir ihanetin
Haram, helal lokmana kattığın ağulu aşın olurSeyit Burhanettin Akbaş

Gülücükleri çaldılar

Bu dünyada kuzum her şeyimizi aldılar
Yüzümüzden gülücükleri bile çaldılar

Dertleri, kederleri uğurladık diyorduk
Vedayı unuttular, hep bizimle kaldılar

Sen bu hayatın güler yüzlü tomurcuğusun
Çiçek olup açmadan hüzünleri saldılar

Gözyaşların Kevser olup cennette akınca
Bir rüyaya yatanlar sonsuzlara daldılar

Acılara kattılar mis kokulu bir amber
Ruhlar kanatlandı sevgiyle çoğaldılar

Gülücükler yüzünde gamze gamze yeşerdi
Öyle taze, öyle güzel, öyle doğaldılarSeyit Burhanettin Akbaş

Gözler ve Sözler

Işık ışık bakınca, gözlerin beni yakar
Meftun olur bulutlar, gözlere inci takar
Sözlerin kor misali, yanınca bana bakar
Gözlerin sevda saçar, sözlerinde aşk kokar

Bu tatlı bir nağmedir yüreğim nasıl bıkar
Eser bir zarif rüzgar, aklım başımdan çıkar
Gözlerin deler geçer, kalbime doğru akar
Gözlerin sevda saçar, sözlerinde aşk kokar

Dudağın gonca gibi aşka doğru büzülür
Kerem’in sazı gibi yüreklere süzülür
Benim gönlüm bu sesi duymayınca üzülür
Gözlerin sevda saçar, sözlerinde aşk kokarSeyit Burhanettin Akbaş

Gönlüme Bakarım

Seni görmek diledikçe gönlüme bakarım
Seni getiren yollara türküler yakarım

Sana ancak bana doğru yürümek yaraşır
Saçlarını o yollarda sürümek yaraşır

Yollara sular dökün, müjde verin güllere
Seyrana dursun hepsi bayram oldu dillere

Canımsın cananımsın yar yoluna öldüğüm
Bir demet gül gibi yollarına döküldüğüm

Acılar tatlı oldu, dirilttin ölüleri
Aşkın ile öldürdün biçare dirileriSeyit Burhanettin Akbaş

Gölgeler Yoluma Düştü

Ben gönlümü gömdüm gömeli toprağa,
hayatın zehrini susuz içerim
Zifiri karanlıkta kaybolan bir gölge gibi
kaybolur giderim
Gözlerimin buğusu görünmesin,
mendilim ıslansa bile
Geceler boyu ruhum kaldırımlarda kahrolsa bile
Hayat çizgilerimi eze eze giderim
Gözlerinin karasına geze geze giderim

Ardımdan ne iz kalsın, ne bir hatıram bilinsin
Ne olur anmasın adımı,
getirmesin yâdına
Ben güneşlere muhtaç mıyım,
muhtacım karanlıklara
Ruhumu sigara gibi sarar da giderim
Ömrümü duman duman arar da giderim

Ellerimle tutamadığım dallara,
tutunamadığım yosunlara küskünüm
Solgun yapraklar gibi
ümitsiz düştüğüm topraklara küskünüm
Ben giderim yalnızlığa,
kahrolmuşluğumun burukluğuna
Ben sana, ben hayata,
ben kendime, ben her şeye küskünüm
Saçlarımı avuçlayan ellerime,
Bahçemde büyüttüğüm güllerime küskünüm

Kara toprak nazlanma,
senin bağrın benimkinden ak değil
Ey zalim toprak,
senin kalbin benimkinden yumuşak değil
Sen utanma, hançerini yüreğime sok,
İnan zerre kadar korkum yok
Sunduğun zehirleri defalarca içmişim,
bunu da alır …

Gadasın Aldığım

-Azerbaycanlı Şair Necef’e-
Anamın güzel dilleri
Hoştur gadasın aldığım
Bu dili unutup gitmek
Boştur gadasın aldığım

Erciyes'ten esen yeller
Etrafında deste güller
Anan sana neler söyler
Dinle gadasın aldığım

Bu sözlerim sana vardı
Herkes bir şeyleri aldı
Yüzün de niye karardı?
Küsme gadasın aldığım.

Oğuz Kağan senin aslın
Dede Korkut senin neslin
Bizimle bağları kestin
Kesme gadasın aldığım

Türkün oğlusun kızısın
Ulu ozanlar sazısın
Atalarımın sözüsün
Susma gadasın aldığım

Oğuzdan gelir boyun
Resulden aldın huyun
Ne olur Türkçe ad koyun
Anla gadasın aldığım

Muhammed’in ümmetisin
Türkün yüce milletisin
Ebet müddet devletisin
Yapma gadasın aldığım

Türkçe senin kendi dilin
Türkmen senin asıl soyun
Ana dilden isim bulun
Gülme gadasın aldığım

Anne dilinden utanma
Yabancı dile aldanma
Özentiye sakın kanma
Yanma gadasın aldığım

Pasinler Kaymakamımız Sayın Aslan Avşarbey, bu şiire şu dizelerle devam etme lütfunda bulundular. Bu duyarlılıklarına çok teşekkür ediyorum.

Silkinip kendine gel,
Nedir ki bize engel?
Bir neslin boynun…

Eşi Yok

Yaslasaydım başımı bulurdum derman
Aşkın kanunu bu, dinlemez ki ferman
Ben sana yanarım hep sen de bana yan

Bu can titresin sevdanın yollarında
Dünyayı unuttum senin kollarında

Benim derdimin yok elbette ilacı
Çekiyorum işte bu nasıl bir acı?
Her gülüşün ardında derin bir sancı

Ben nereye bakarsam seni görürüm
Engellere baş eğmem sana yürürüm

Bendeki senin eşi yok ki sevgilimSeyit Burhanettin Akbaş

Ermeni oyunları ve kitaplar / Mustafa Miyasoğlu / Milli Gazete

Resim
Birinci Dünya Savaşı ve ardından isyan edip düşmanlarla işbirliği yapan Hıristiyan ve Yahudi azınlıklarla ilgili çok az bilgimiz var. Yedi düvele karşı savaş verilmiş, Birinci Dünya Savaşı kaybedildikten sonra işgalciler İzmir ve İstanbul'dan başlayarak Osmanlı topraklarının yarısından fazlasını işgal etmiş ve biz de Anadolu çocukları olarak bu işgal yönetimini benimsemediğimiz için İstiklâl Savaşı'nı başlatmıştık. Bu azınlıklar o dönemde de işgalci güçlerle işbirliği yapmışlardı. O yüzden de çatışmalarda tümüyle yok olmalarını önlemek için Osmanlı yönetimi tehcir yoluyla Ermenileri yok etmeyi değil, varlıklarını korumaya çalıştı. Ermeni oyunlarının 100 yıllık tarihi dikkate alınmadan konuyu değerlendiremeyiz.