Kaç para kaç yalan... Bedeli nedir yaşamanın?

Diyelim ki ben sana “namuslu adam, merttir, yiğittir, ahlaklı, dürüst” desem ne olacak? Diyelim ki sen de bana bunların tam tersini söylesen ne yazar? İkimizin de yalan söylediğini herkes bilir nasıl olsa.
Yalan ne kelime… Biz imtihan dünyasına “yalan dünya” demeye çekinirken, Sırat Köprüsünde cesurca, yiğitçe duracağımızı sanırken bir riyakar dünyanın ortasına düşmüşüz de haberimiz yokmuş.
Ama olsun en fazla arkamızdan gülerler. Donkişot gibi saldırmalıyız, kağıttan yapılmış haram kulelerine. Pervanelerin ışığa koştuğu gibi koşarız ateşlerin içine.
Onlar gerçek dünya derler, yalan dünyalarına. İnsanları aldatmak büyük marifettir, kaç yalan, kaç para ile birleşmiştir. Peki bedeli nedir ki yaşamanın?
Bir ömre kaç yalanı, kaç parayı sığdırabilirsiniz?
Size hasbelkader selam veren insanlar, hayatları için kaç bedel ödemeliler?
Sizin yalanlarınızla yaşadığımız köle hayatından azat olmayı mı bekleyeceğiz?
Haram lokmalarla cehennem ateşinde bulgur mu kaynatacağız?
Biz köle değiliz, yüzümüzde ışık var nuru Hüdadan?
Sizin aynalarla barışık olmadığınız belli, bakamıyorsunuz ki aynalara, yüzünüz dahi gözükmüyor taktığınız maskelerden.

İyi de maddenin kölesi olan sizsiniz, dilinizdeki sözler bile bu kadar sahte ve aciz.
Biz ise Ömer’in bizi bulmasını bekleyen koyunlar gibi bir o kadar safız besbelli.
Tepemize çökecek duvarlardan korksaydık, bu ulu mabedlerin içine girmezdik.
Kutlu davalar yürek ister, para değil. Para bizim elimizin kiridir, sizin de yüzünüzün süsüdür. Biz elimizi berrak isteriz, yıkarız hep ama siz yüzünüzü yıkayamazsınız.
Sevgiyi, barışı, kardeşliği, adaleti, asaleti, seviyeyi, seciyeyi dilinize ne güzel dolamışsınız. Halbuki yitiğinizi arar gibi melemektesiniz vah ki vah.
Allah korkusundan yoksun, kul hakkından uzak… Nereye böyle? Söyleyin nereye gidiyorsunuz?
Bilirim size ölüm yok, bilirim mahşer de bizim için. Sıtımızdaki urgan için bizi çekerler sorguya, lakin sizi çekmeyecekler. Çünkü sizin son model arabalarınız var, paranız pulunuz var. Yatıracaksınız cennetin hesabına dolarları, liraları… Sizi sorgusuz sualsiz alacaklar içeriye.
Biz fakirliğimizden utanıyoruz hep… Parayı da bu utançtan kurtulmak için istiyoruz. Bilmiyoruz ki insanlara yaralarımızı gösterdikçe insanlar da hep o yaralarımıza vuruyorlar.
Olsun, olsun…Biz doğru olalım da varsın sanan eğri sansın. Vicdanını kaybetme, nihayet et ve kemikten yapılmış bir insansın.
Sizin paranız pulunuz gibi dostunuz da çok. Lakin yalnızlık bize ne kadar yakışıyor. Öyle olunca hey dostlar, yalnız adamın ihanete uğrama riski de olmuyor. Kime yâr dediysek, o ki sinemize açtı yarayı. Belli sevenimiz yoktur Yaradan’dan gayri.
Aç kalmak alçalmaktan iyidir dememiş miydik? İşte yine açız bugün de. Biz aç kalalım ama sen aç kalma. Çünkü, sen açlıktan ölürsün ama biz açken de yaşarız.
Sen gül gibi görünüp diken gibi batmaya devam et.
Sen dost gibi görünüp yılan gibi sokmaya devam et.
Sen firavunlara eş ol, kral ol, padişah ol, sultan ol.
Bütün putlar günü gelince yıkılacaktır nihayet
Biz hatalarıyla yüzleşenlerdeniz, sizin gibi gittikçe yüzsüzleşenlerden değil.
İçimiz başka dışımız başka değil,
Özümüz başka, sözümüz başka değil,
Dilimiz başka, kalbimiz başka değil.
Biz, hem kendini, hem de başkalarını kandıranlardan Allah’a sığınırız.
Yalana zeka diyorsunuz.
Halbuki dürüstlük cesarettir.
Zekan varsa yalan için kullanma bence.
Cesaretini kullan da dürüst olmayı dene.
Biz parayla değil, duayla yaşayanlardanız.
Dicle nehrinin kenarındaki koyunlar gibi kaybolur gideriz.
Kimse hatırlamaz bile bizi.
Lakin senin ardından hayır dua okuyacak kaç kişi çıkacağını sanıyorsun?
O koyunlar hakkını almak için Tanrı katında sıraya duracaklar.
Benim hakkımı da çaldı, Ulu Rabbim senden medet deyip oturacaklar.
Ve peygamber sözü unutulmayacak hiç:
“Mazlumun bedduasından sakınınız. Çünkü onun duasıyla Allah arasında perde yoktur.”
S.Burhanettin AKBAŞ
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kayseri’nin Etnik Yapısı

KAYSERİ’DE ZEYNEL ABİDİN TÜRBESİ, HANGİ ZEYNEL ABİDİN’E AİTTİR?

KAYSERİ’DE ZİYARET YERLERİNDEN BİRİ: KOYUN BABA TÜRBESİ