Sergül Vural, Yavuz Bülent Bakiler Şiir Yarışmasında ikinci oldu

Kayserili Şair Sergül Vural, Nisan 2010 Sivas Valiliği İl Kültür ve Turizm müdürlüğünün katkılarıyla Sivas Fasıl Heyeti Âşıklar – Şairler ve Halk Oyunları Derneğinin hazırladığı Yavuz Bülent Bakiler Şiir yarışmasında ikincilik ödülü almıştır. Sergül Vural'ın ikincilik ödülü aldığı şiirinin adı Gülümseyen Masiva... Kıymetli arkadaşımı canı gönülden tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum. Kayseri'nin yüzakı oldunuz.


GÜLÜMSEYEN MÂSİVÂ

Gönlümün şafağında doğduğun günden beri,
Ne güneşler battı da kararmadı geceler.
Özümden hareleri sağdığın günden beri,
Yıldızlarla, mehtapla ağarmadı geceler.
Kabına sığamadı isyan eden inzivâ,
Seyretti gizli gizli gülümseyen mâsivâ.
Harâmiler sarınca gecenin sinesini,
Kaybettim kâinatta kalbin definesini.
Ne güneşler battı da kararmadı geceler,
Yıldızlarla, mehtapla ağarmadı geceler.

Kimsenin bilmediği, görmediği yerlerde,
Işıl ışıl gözlerde saklıydı efsânemiz.
Akşamını özleyen o mahmur seherlerde,
Masalsı gerçeklere uyanırdı hânemiz.
Kilitli gönüllere kapı açınca takvâ,
Seyretti gizli gizli gülümseyen mâsivâ.
Taşlaşan bedenlerde elem içinde yürek,
Yürüdü yavaş yavaş, biraz toy, biraz ürkek.
Işıl ışıl gözlerde saklıydı efsânemiz.
Masalsı gerçeklere uyanırdı hânemiz.

Çile yumaklarıyla örüldük de âniden,
Bazen kördüğüm olduk bazen girift bilmece.
Çözüldüğümüz anda düğümlendik yeniden,
Dolaştık ilmekleri adınla hece hece,
Bunca cefâ ve zulüm görülür müydü revâ?
Seyretti gizli gizli gülümseyen mâsivâ.
Gökyüzünde yıldızlar ağladı siyim siyim,
Söyleyin bu ağıdı ben nasıl engelleyim?
Çile yumaklarıyla örüldük de âniden,
Çözüldüğümüz anda düğümlendik yeniden.

Hasreti kucaklayan karanlık diyarlara,
Sensizlik denizinden kim bilir kaç kez daldım.
Yoruldum kulaçlarla, döndüm ihtiyarlara,
Yerde miyim, gökte mi, hangi dehlizde kaldım?
Sorguların cevabı dertli gönlüme devâ,
Seyretti gizli gizli gülümseyen mâsivâ.
Acıların içinde acılar avutuldu,
Kederlenen yüreğim yalanla uyutuldu.
Sensizlik denizine kim bilir kaç kez daldım,
Yerde miyim, gökte mi, hangi dehlizde kaldım?


Ey gönlümün ağrısı, ey rûhumun sancısı!
Seni unuttuğum an, gün doğmayı unutur.
Ey zâlim elvedânın dayanılmaz acısı!
Gönlümün mâtemini gözyaşlarım avutur.
Sabrımın pınarında coşarken nice hevâ,
Seyretti gizli gizli gülümseyen mâsivâ.
Aklımdan ne hayâlin ne de düşün silinir,
Bu aşkın yollarında âkıbetim bilinir.
Seni unuttuğum an, gün doğmayı unutur,
Gönlümün mâtemini gözyaşlarım avutur.

Ne zümrüt ne safirim gölgemin kucağında,
Bilinmezler içine saklarım şenliğimi.
Kaybolduğum yollarda, rûhunun bucağında,
Keşfe çıkan kâşifim durulmaz benliğimi.
Şafağın kızıl gülü çıkardı beni ava,
Seyretti gizli gizli gülümseyen mâsivâ.
Yanına sokulunca kaçtı bir ceylan gibi,
Gökyüzüne şahlanan şanlı küheylan gibi,
Bilinmezler içine saklarım şenliğimi,
Keşfe çıkan kâşifim durulmaz benliğimi.

Yankının isyanıyım çığlıkların içinde,
Attığın her adımda ardındaki hep benim.
Soruların cevabı (neden), (nasıl), (niçin)de,
Hele dinle rûhunu; sen bensin, ben de senim.
Seslendi âşiyâna dağ, bayır, yamaç, ova,
Seyretti gizli gizli gülümseyen mâsivâ.
Âzâdından vazgeçen nazlı dilberinim ben,
Aşkın sarp yollarında sadık rehberinim ben,
Attığın her adımda ardındaki hep benim.
Hele dinle rûhunu; sen bensin, ben de senim.

Derinlerde bir yerde nefessizce barınmak,
İşte sensiz kalınca yaşadığım ahvâlim.
Kalbinin eşliğinde rûhun ile arınmak,
Saflaşan yüreğine ulaşmaktır minvâlim.
Bak sarardı dalında ömür yorgunu meyva,
Seyretti gizli gizli gülümseyen mâsivâ.
Bahar geçti, güz geçti şimdi sırada kış var,
Narçiçeği zamanı beklerim seni ey yâr!
İşte sensiz kalınca yaşadığım ahvâlim.
Saflaşan yüreğine ulaşmaktır minvâlim.

Ey adı bende saklı hayâlimin türküsü!
Sanadır tutsaklığım, sanadır bütün ahtım.
Güvercin bakışların özgürlüğün ülküsü,
Gözlerinin nuruyla açıldı kara bahtım.
Uzandı mavilere kanat kanat muhtevâ,
Seyretti gizli gizli gülümseyen mâsivâ.
Uykunun hükmü kesin, hâkim vermedi karar,
Göz kapağı gardiyan, hücrem aklıma zarar;
Sanadır tutsaklığım, sanadır bütün ahtım.
Gözlerinin nuruyla açıldı kara bahtım.

Bilinenler firarda, bilinmezler âşikâr,
Uzanmadan tuttuğum tek elsin inan bana.
Açılan kapılarda gülen yüzler riyâkâr,
Sükûtsuz haykırışım yalnız sanadır, sana.
Gönlümün minberinden aşka verildi fetvâ,
Seyretti gizli gizli gülümseyen mâsivâ.
İster dinle, uy emre, istemezsen dinleme,
Yeter ki bu uğurda benim kadar inleme.
Uzanmadan tuttuğum tek elsin inan bana,
Sükûtsuz haykırışım yalnız sanadır sana.

Yaşamak harâm olur sancılarım dinerse,
Acılarla savaşan korkusuz cengâverim.
Yenilirim belki de dünya tersten dönerse,
Aşkın er meydanında erlerden dilâverim.
Cesaret sancağında salınınca bu dâva,
Seyretti gizli gizli gülümseyen mâsivâ.
Ne özlemler azaldı ne de hasretler bitti,
Zor geçen dakikalar asırları tüketti.
Acılarla savaşan korkusuz cengâverim.
Aşkın er meydanında erlerden dilâverim.

Ey gidişi ecelim, ey yüreği güzelim!
Aç bırakma sevgine, kucak aç da gel bana.
Sensiz bahar dalında kuruyan bir gazelim,
Seher vakitlerinde gamze gamze gül bana.
Âh, nasıl da dağıldı mahmur ve gamlı hava!
Seyretti gizli gizli gülümseyen mâsivâ.
Bilsen neler büyüttüm hayâlin kundağında,
Bûsenin adı kaldı çatlayan dudağında.
Aç bırakma sevgine kucak aç da gel bana,
Seher vakitlerinde gamze gamze gül bana.

Zirvelerdeki başı eğeyim senin için,
Öksüz kalsın isterse tipi, boran, sis, duman,
Gurbetin sinesinde ağlama için için,
Gözünden akan damla bana koskoca umman.
Sana gebe mutluluk, gerisi hava cıva,
Seyretti gizli gizli gülümseyen mâsivâ.
Dilerim acımasın, bal dudağın, bal sözün,
Sabahın ziyâsıyla aydınlansın gül yüzün.
Öksüz kalsın isterse tipi, boran, sis, duman,
Gözünden akan damla bana koskoca umman…

Aynalara baktıkça ne diriyim ne ölü,
Sırlarında gizlenen asırlık bir hülya mı?
Gözlerinden yansıyan rahmete hasret çölü,
Seraplarla sulanmak bu kadar da rüya mı?
Dalga dalgaydı tekbir, perde perdeydi nevâ,
Seyretti gizli gizli gülümseyen mâsivâ.
Sedeften zerreleri yüklendi ebâbiller,
Çok uzak diyarlara su taşıdı sebiller.
Sırlarında gizlenen asırlık bir hülya mı?
Seraplarla sulanmak bu kadar da rüya mı?

Şahit olsun ateşler, şahit olsun şu güneş,
Düşlerin pembesinde gönlüm sana pervâne.
Ömür çıkmazlarında rûhum aşkla çilekeş,
Bak da gör ne hâldeyim, divâneyim, divâne.
Kalbimin çeperine vuruldu ince sıva,
Seyretti gizli gizli gülümseyen mâsivâ.
Sen ezelim ebedim; sen benim tek mâbedim,
Aşkım ile kalbine sürgünüm, müebbedim.
Düşlerin pembesinde gönlüm sana pervâne.
Bak da gör ne hâldeyim, divâneyim, divâne.

Muhabbet deryasının ağırdır fırtınası,
Kapılanlar sığınır bin bir türlü eyvaha.
Hayat ölüm denilen kaşla gözün arası,
Helâl eyle hakkını belki çıkmam sabaha.
Titredi içten içe gönül denen bu yuva,
Seyretti gizli gizli gülümseyen mâsivâ.
Kim engel olabilir esip duran yellere?
Kim karşı koyabilir taşkınlaşan sellere?
Kapılanlar sığınır bin bir türlü eyvaha,
Helâl eyle hakkını belki çıkmam sabaha.

Yetmiyor ki canıma cihanın himâyesi,
Mirasın en güzeli hakîkat gülleridir.
Vasiyetimdir benim aşkımın sermayesi,
Bilirim ki kâr kalan itikât gülleridir.
Bu heyecan, titreyiş kalbi etti berhava,
Seyretti gizli gizli gülümseyen mâsivâ.
Pervâne edâsıyla raks eyledim meşkinle,
Tutuştum çepeçevre, yandım, yandım aşkınla.
Mirasın en güzeli hakîkat gülleridir.
Bilirim ki kâr kalan itikât gülleridir.


Sergül VURAL
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kayseri’nin Etnik Yapısı

KAYSERİ’DE ZEYNEL ABİDİN TÜRBESİ, HANGİ ZEYNEL ABİDİN’E AİTTİR?

KAYSERİ’DE ZİYARET YERLERİNDEN BİRİ: KOYUN BABA TÜRBESİ